saçları kır, bakışları eğik, yüzü çökük, sesi tereddütlü. ışığı açayım, biraz esneyeyim belki, hafif camı da aralasam mı dedim, yapamadım. gece ilerledikçe rahatsızlığım arttı, engel de olamadım. içimde kesik kesik soluyan, hıçkıran, yok yere bağırıp çağıran, sonra da bir köşeye sinip içli içli ağlayan benliğim irademe, irademin ahlakıma sayıp sövmesiyle kendimi beddua ederken bulduğumda kendimden de iğrenmedim. ne yalan söyleyeyim, göğsümde bir ağrı yer edinmişti edinmesine de onlarda hak ediyorlar gibiydi. saçları kır, bakışları eğik, ıslığının tınısı hep aynı, takırtısı sabit. "we are what we repeatedly do. excellence, therefore, is not an act, but a habit.." yazmışım defterimin köşesine, bak sen, öyle miymiş?
kendimi duyuşlarım değiştikçe, kendime ağlayışlarımda derinleşti. içimden en az kendim kadar bir şeyin çekildiğini duydukça midemin bulantısı arttıkça arttı. öğürme refleksim zayıftır benim, oysa kalem tutmayı çok severim. derin bir susuş ile başımı göğe çevirmek isterdim. öyle ki kimselere bir daha kendimi, daha doğrusu kırgınlığımın sebeplerini de anlatmam gerekmesin. göğün her zaman bana verdiği öğütleri duymak ile yetinebileyim ve uzandığım yerde güneş yakmasın ama ısıtsın, toprak üşütmesin de biraz serinletsin de, az biraz daha, korkmadan ve çekincesizce soluklanabileyim.
bazı anlar göğsümün içi adeta hıçkırmak için kafesine vurdukça, içimden içimin için için kendimize ağladığını duydukça, son bir gayret ile doğrulup derin bir de susuş kuşanıp uzaklara, farz-ı misal de değil üstelik, çok çok uzaklara başımı çevirmek istedim. yalan yok, gidebilmeyi yaşayışım boyunca, her gün daha başka biçimlerde sevdim.
soluksuz, çaresiz kaldım. kimse sırtımı sıvazlayıp aksini de iddia etmesin. kendimi hesaplayamadım, bölemedim, anlayamadım. dünya denilen anlamsız bir yere ne diye mecbur bırakıldığımı düşündüm. düşündükçe daraldı nefesim, ürperdim, bir mezarlık ziyaret ettim, birkaç söz okudum o soğukluğu renginden hissedilen mermer taşlardan, tebessüm ettim, göğe döndüm.. şöyle istediklerime bi uzun uzun baktım, kendime uzun uzun, başkalarına uzun uzun.. uzun uzadıya bakacak kadar duramadım da oysa.. güneş yaktı, toprak üşüttü, ben göğe veda etmeyi unuttum, egzoz dumanları eşliğinde kimseyi kucaklamayı bilmeyen şehre tez döndüm..
Yorumlar
Yorum Gönder