“... herkesin yaşamında öyle saatler vardır ki, insan yalnızlığı verip ne denli yavan ve ucuz olursa olsun bir beraberliği almak ister karşılığında; iyi kötü ilk rastlayacağı kişiyle, en sıradan bir kişiyle sözde birazcık bir anlaşma uğruna yalnızlığı elden çıkarmak ister…” beni etkileyen elbette ki sadece o ayaküstü konuşmamız değildi; onun o bir satır etmeyecek söyleminin tüm bölümlerinin ortak bir tasviri olduğunu düşündüm ve bu bana öylesine kibirli geldi ki, iştahım kesildi, yaşamaya dair üstelik, gülümsememe dahi uyum sağlayamadım. bir zamanlar giriştiğim her şeyi nasıl ihtirasla kucakladığını biliyorum, hiç hatırlamaz olur muyum? lakin günlük hayata ait sohbetlerimin arasında hatırladığım çocukluğum hep gözlerimi dolduruyor ve ne hikmetse ben, işte o zamanları hiç bir türlü aşamaz oluyorum. hatırımda olduğundan değil lakin dönüp baktığımda eskiye, siyah beyaz ve soğuk günleri daha sık görüyorum. onun yorgun tebessümleri var, hep bir kış soğukluğu ve ağlamaklı burun çekişler...
öylesine karıştırılan bir günlük, aylık, yıllık..