saçları kır, bakışları eğik, yüzü çökük, sesi tereddütlü. ışığı açayım, biraz esneyeyim belki, hafif camı da aralasam mı dedim, yapamadım. gece ilerledikçe rahatsızlığım arttı, engel de olamadım. içimde kesik kesik soluyan, hıçkıran, yok yere bağırıp çağıran, sonra da bir köşeye sinip içli içli ağlayan benliğim irademe, irademin ahlakıma sayıp sövmesiyle kendimi beddua ederken bulduğumda kendimden de iğrenmedim. ne yalan söyleyeyim, göğsümde bir ağrı yer edinmişti edinmesine de onlarda hak ediyorlar gibiydi. saçları kır, bakışları eğik, ıslığının tınısı hep aynı, takırtısı sabit. "we are what we repeatedly do. excellence, therefore, is not an act, but a habit.." yazmışım defterimin köşesine, bak sen, öyle miymiş? kendimi duyuşlarım değiştikçe, kendime ağlayışlarımda derinleşti. içimden en az kendim kadar bir şeyin çekildiğini duydukça midemin bulantısı arttıkça arttı. öğürme refleksim zayıftır benim, oysa kalem tutmayı çok severim. derin bir susuş ile başımı göğe çevirmek ist...
öylesine karıştırılan bir günlük, aylık, yıllık..