Ana içeriğe atla

Kayıtlar

kuşlar

“... herkesin yaşamında öyle saatler vardır ki, insan yalnızlığı verip ne denli yavan ve ucuz olursa olsun bir beraberliği almak ister karşılığında; iyi kötü ilk rastlayacağı kişiyle, en sıradan bir kişiyle sözde birazcık bir anlaşma uğruna yalnızlığı elden çıkarmak ister…” beni etkileyen elbette ki sadece o ayaküstü konuşmamız değildi; onun o bir satır etmeyecek söyleminin tüm bölümlerinin ortak bir tasviri olduğunu düşündüm ve bu bana öylesine kibirli geldi ki, iştahım kesildi, yaşamaya dair üstelik, gülümsememe dahi uyum sağlayamadım.  bir zamanlar giriştiğim her şeyi nasıl ihtirasla kucakladığını biliyorum, hiç hatırlamaz olur muyum? lakin günlük hayata ait sohbetlerimin arasında hatırladığım çocukluğum hep gözlerimi dolduruyor ve ne hikmetse ben, işte o zamanları hiç bir türlü aşamaz oluyorum. hatırımda olduğundan değil lakin dönüp baktığımda eskiye, siyah beyaz ve soğuk günleri daha sık görüyorum. onun yorgun tebessümleri var, hep bir kış soğukluğu ve ağlamaklı burun çekişler...
En son yayınlar

demlenmeyen yazı

saçları kır, bakışları eğik, yüzü çökük, sesi tereddütlü. ışığı açayım, biraz esneyeyim belki, hafif camı da aralasam mı dedim, yapamadım. gece ilerledikçe rahatsızlığım arttı, engel de olamadım. içimde kesik kesik soluyan, hıçkıran, yok yere bağırıp çağıran, sonra da bir köşeye sinip içli içli ağlayan benliğim irademe, irademin ahlakıma sayıp sövmesiyle kendimi beddua ederken bulduğumda kendimden de iğrenmedim. ne yalan söyleyeyim, göğsümde bir ağrı yer edinmişti edinmesine de onlarda hak ediyorlar gibiydi. saçları kır, bakışları eğik, ıslığının tınısı hep aynı, takırtısı sabit. "we are what we repeatedly do. excellence, therefore, is not an act, but a habit.." yazmışım defterimin köşesine, bak sen, öyle miymiş? kendimi duyuşlarım değiştikçe, kendime ağlayışlarımda derinleşti. içimden en az kendim kadar bir şeyin çekildiğini duydukça midemin bulantısı arttıkça arttı. öğürme refleksim zayıftır benim, oysa kalem tutmayı çok severim. derin bir susuş ile başımı göğe çevirmek ist...

limonlu kek

benim için limonlu kek'in en güzel yanlarından ilki, içindeki limon ve portakal kabuklarının rendeden geçmesi ile ortaya çıkmış o mayhoş kokuların, eğer yeterince şanslı iseniz, ellerinize sinmesi ve etrafınızı sarmasıdır.. bir diğer güzel yanı ise; sosudur ki, onun içinde de limon suyu bulunmaktadır. "kötü insanlar ile konuşurken kötü insanların olduğunu hatırlamalısın, hatırla ve kabullen. öyle ya, şeytanı da tanrı yaratmadı mı?"  sevgim başka birininmiş gibi geldi. ö mrümce hiç bu kadar korkusuzca sevmiş miydim?  en son imzalattığım kitap mario levi'ye aitti diye hatırlıyorum.. her cümleye küçük harf ile başlamak da nereden çıktı? fuar alanının anlamsız curcunasında yazdığımı öğrendiğinde, "neyi iyi biliyorsan onu anlat insanlara" demişti kendisi.  herhalde ki her gelen beni biraz buruk az biraz da durgun buldu. bazıları kaçar buldu ise de bu belki de kaçılan yerin tanıdık bir yer olmasından başka değildi. "şu anın tükenmez olmasını isterim" ded...

kardelen

herhangi bir heveslenişim artık yok dahi desem, yaşamayı sevmeye yalnızca ara sıra mola verdiğimi de inkar etmiyorum. yol küçük ve alabildiğine dar,  sonu hiç göremiyor olsak da yanımızda,  sevenler ise neşe ile birbirlerinin yüzüne bakadursun en hızlı onlar ilerliyor.  elimde neden yapıldığı belli olmasa da el işi olduğu kesin olan, boş bir saksı kabı ile evi dolaşıp diğer çiçeklerin kirli yaprak, kök ve topraklarını topluyorum. annem birkaçını çürütmüş, fazla sulamaktan yani, tıpkı elimdeki gibi.  ne diye diyordum, göğsümün orta yerinde, böylesine bir his ile, sürekli ama sürekli.. bir şeyleri özler olma hissi ile var oldum? belki de bendeki bu özlem hiç olmayan bir şeye dairdir? sulu sepken başlıyor, sırılsıklam oluyor caddeler, İstanbul küçük bir çocuk misali kaçıyor köşesine, iç çeke çeke ağlıyor. gözbebekleri öksüz çığlıklarla susturulmuş insanların dilinden konuşan bulutların feryatları duyulanlar, buz tutmuş yollarıyla bir düşüp bir kalkıyor İstanbul, canı ya...

aklın süsü dil, dilin süsü sözdür. kişinin süsü yüz, yüzün süsü gözdür..

ne rüyalar gördüm, hatırlamıyorum. ne lazım sana daha? ne lazım, söyle bana.. 'kısıtlı sıfatı hukuk dilinde, ilgili kişinin hâkim raporu ve mahkeme kararı gibi resmî belgelerle hükme bağlanması şartı dahilinde, akli melekeleri'ndeki yetersizlik sebebi ile, sonuç doğurucu işlemleri kendi iradesi ile yapamaması, bunları o kişinin yerinine atanacak birisinin ya da birilerinin yapması anlamına gelir..'  suratını asıyor, elindeki sigaranın yanan ucuna bakarken iç çekişini duyuyorum. "bir oyun oynuyorlar" diyor.. "valla bak" diye de ekliyor, sanki beni inandırdığından emin olmak ister gibi yahut sadece vurgulu bi dil ile konuşmayı mı seviyor? "sadece birbirlerini kandırıyor insanlar, birbirlerini.." 2024 yılının ağustos ayında, gözleri dolu dolu ve uzaklarda birilerinin hatıralarına dalmışken mırıldanıyor bunları. birinin hayalinin dahi gözlerini doldurması, ağrılı bir ruhun bedellerinden biri olmalı diye düşündüğümü hatırlıyorum. yaşamcıl sarılışlar...

Kişilik Bozuklukları Belirtileri, Tanı ve Tedavi Yöntemleri

  Kişilik (personality) sözcüğü Latince bir terim olan “Persona”dan türetilmiştir. Persona, Antik çağdaki Yunan tiyatrolarında oyuncuların kullandığı maskelere verilen isimdir. Zamanla Persona terimi oyun çağrışımını kaybetmiş; maskeyi temsil etmek yerine, kişinin gerçek, gözlenebilen belirgin özelliklerini temsil etmeye başlamıştır. Günümüzde kişilik; bir insanın sosyal deneyimleri, gelişimi sonucu ortaya çıkan ve o kişinin psikolojik tepkilerindeki farklılıklarını, yaşam tarzı ile uyum biçimini belirleyen, kendine özgü duygu, düşünce, tutum ve davranış örüntülerinin bütünü olarak tanımlanmaktadır. Bu örüntüler, çeşitli durumlarda belli duygusal tepki gösterebilme yetileri, sorunlarla baş etme biçimleri ve savunma düzenekleridir. Süreklilik gösteren özellikler ve eğilimlerin tümü, bireye kalıcılık ve tahmin edilebilirlik özelliği verir. Kişilik, sıklıkla “karakter” ve “mizaç” terimleriyle karıştırılmaktadır. Karakter, kişinin dünyayı görüş, algılama ve yaşamla baş etme biçimi...