akşam yemeklerinden sonra, hava güzelse -havanın güzeli de artık ne demekse- nehrin serinliğini duymaya ama göl kenarına uzun bir yürüyüşe giderdik. sen sanki her sınayışı geçmiş bir sadakat ile, her şeye tahammülü olan ihanet bilmez bir sevda yahut denizi yaran bir inançla- yani diyorum ki bunlarla karşılaşmış ve sonsuzluklarını tatmış bir zamansızlıkla tebessüm ederken, ben yarı baygın halde aşağı doğru düşer gibi hisseder, adımlarımın düşüncelerine yetişmesi umuduyla sekerek arkandan ilerlerdim. onca ahlarımın ve öfkemin tam içine. kulağıma uzaklardan bir tarlakuşunun sesi dolduğunda, önce daha da bir ıssızlaşırdı şehir, sonra hava harikülade tanıdık kokular eşliğinde kasvetlenirdi ve ben, yalnızca hatıralarda güzel hatırlayacağımı bildiğim sevgi(li)lerin hasretini çekerken çekingen bakışlarımı senden uzaklara çekerdim. aşk nedir diye soracak olduğunda, yakınlardan bir tarlakuşunun şakıyışını işitir, artık yüreğimin coşmayacağını kendime telkin ederek hatırlatır, inandırır, başıboş bir gevezeliğe seni de katabilmek adına hayal kırıklıklarımdan bahsederdim. insanlardan haz etmediğimi söylerdim ve bana katılırdın. bebeklerin küçük tabutlarından, tanrının varlığının kanıtlarından, sevgiye inanışından, çocukluk günlerinden ve bu dünyadaki tüm gülünçlüklerden bahsederken, alçak sesle- neredeyse fısıldar gibi anlattığım başka şeyleri de duyar mıydın hiç bilemezdim.
sanki hiç ağlamamışsın gibi duruyor ve seni hiçbir zaman öp(e)meyeceğimi bilmek bana huzur veriyor. aklıma hep ölümün en düşlenebilir olduğu anlarda geliyorsun. bir imgeler tiyatrosu eşliğinde, olabildiğine silikçe geliyor, sinikçe tebessüm ediyor ve ağır ağır çekiliyorsun. sözlerin örtülü, gece sisten ve saçların dolanarak dökülüyor, "tanıdığım en ince düşünceli, en hassas, en kibar... en nazik insandı..." diyorsun, "kendini astı." demenden hemen sonra ekliyorsun tüm bunları. sonraları seni en sevdiğin yemekten bahsederken buluyorum, az sonra birileriyle gülüyor oluyoruz, geçenlerde birinin doğum gününü kutluyoruz, dün sarılırken beni sevdiğini fısıldıyorsun, seni izlerken yakala(n)mak istemiyorum, ertesi sabah tenine değen bir gözden yakınıyorsun, akşamında bana uzanıp öpüyorsun, gecesinde kapı dışarı edilirken burnunu çekişlerini dinliyorum, omzuna yaslandığımda kalbini sakınıyorsun ve konuştuğunda sözünü kesmemi istemediğini sanıyorum ki gidişlerimi izliyors...
Yorumlar
Yorum Gönder