benim için limonlu kek'in en güzel yanlarından ilki, içindeki limon ve portakal kabuklarının rendeden geçmesi ile ortaya çıkmış o mayhoş kokuların, eğer yeterince şanslı iseniz, ellerinize sinmesi ve etrafınızı sarmasıdır.. bir diğer güzel yanı ise; sosudur ki, onun içinde de limon suyu bulunmaktadır. "kötü insanlar ile konuşurken kötü insanların olduğunu hatırlamalısın, hatırla ve kabullen. öyle ya, şeytanı da tanrı yaratmadı mı?" sevgim başka birininmiş gibi geldi. ömrümce hiç bu kadar korkusuzca sevmiş miydim? en son imzalattığım kitap mario levi'ye aitti diye hatırlıyorum.. her cümleye küçük harf ile başlamak da nereden çıktı? fuar alanının anlamsız curcunasında yazdığımı öğrendiğinde, "neyi iyi biliyorsan onu anlat insanlara" demişti kendisi.
herhalde ki her gelen beni biraz buruk az biraz da durgun buldu. bazıları kaçar buldu ise de bu belki de kaçılan yerin tanıdık bir yer olmasından başka değildi. "şu anın tükenmez olmasını isterim" dediğim anların her birinde gökyüzüne bakıyorum. hüzünlenince yüzümü yukarıya çevirten içime, suyun akıntısına bıraktığım hâki yeşili bir sandalın içinde uzanılmış yahut dalgalı bir gölün kıyısında ruhunu rüzgara yaslamış gibi hissettiren doyumluk bir ömür ısmarlayacağım. ama hiç değilse sevdim; ömrümde ilk kez bu denli bir yüreklilik gösterdim; benden habersiz olarak beni bekleyen sorulara da, bu duruşun tebessümü ile ilerleyebildim. biri ile kaç defa tanışabileceğimin olasılığı bir yana, insanları biraz daha fazla tanımak, beni içinde boğuldukları kavramları daha iyi tanımlayabilmeme yaradı lakin; her başkası aynılığın bilindik dizesini yüzüme savursa da, önceden görmüşlüğüm, düşmeme engel olmadı. anla ki gözü yok yere, bilhassa yemek yediği anlarda dolmuyorsa, acı çekmediğindendir. kendini anlatsan da anlamaz, kim bilir belki de ruhu hiç kendisini aydınlatmak için bilinçli bir çabaya girişme gereğiyle sancı çekmemiştir.
sonumu bir bilsem, ah bi bilsem ki başkası da var, bu olacaklardan başka türlü olabilecek de var, tanıdığımdan bir başka halin de var, sanki ben de başkalaşırım gibi geliyor. elimde değil, korkuyorum; her başka beni buraya taşıdı, her başkalık bayağılığın o tanıdık nefesini yüzüme üfleyerek konuşmaktan geri durmadı, hele alnıma saplanan o minik iğneleri, uzaktan gelen kokusu ile yine yine, yine utanmadan ilerlemeye de devam etti.
aslında yok yere çok kalabalık bir yer burası.. biraz durup, biraz sevip sonra karışmak var dünyanın dalgasına, sesine, toprağına..
tereyağı, üç adet yumurta, yarım su bardağı şeker, bir su bardağı süt, bir su bardağından üç parmak az zeytinyağı, bir paket kabartma tozu, bir paket vanilin, iki buçuk su bardağı un, iki adet limon, bir adet portakal ve pudra şekeri.
Yorumlar
Yorum Gönder