Ana içeriğe atla

Kişilik Bozuklukları Belirtileri, Tanı ve Tedavi Yöntemleri


  Kişilik (personality) sözcüğü Latince bir terim olan “Persona”dan türetilmiştir. Persona, Antik çağdaki Yunan tiyatrolarında oyuncuların kullandığı maskelere verilen isimdir. Zamanla Persona terimi oyun çağrışımını kaybetmiş; maskeyi temsil etmek yerine, kişinin gerçek, gözlenebilen belirgin özelliklerini temsil etmeye başlamıştır. Günümüzde kişilik; bir insanın sosyal deneyimleri, gelişimi sonucu ortaya çıkan ve o kişinin psikolojik tepkilerindeki farklılıklarını, yaşam tarzı ile uyum biçimini belirleyen, kendine özgü duygu, düşünce, tutum ve davranış örüntülerinin bütünü olarak tanımlanmaktadır. Bu örüntüler, çeşitli durumlarda belli duygusal tepki gösterebilme yetileri, sorunlarla baş etme biçimleri ve savunma düzenekleridir. Süreklilik gösteren özellikler ve eğilimlerin tümü, bireye kalıcılık ve tahmin edilebilirlik özelliği verir. Kişilik, sıklıkla “karakter” ve “mizaç” terimleriyle karıştırılmaktadır. Karakter, kişinin dünyayı görüş, algılama ve yaşamla baş etme biçimin birey ve çevre arasındaki etkileşim içinde gelişen, sürekli, tutarlı, kalıplaşmış, sonradan kazanılmış lakin değişmeye dirençli davranışsal özelliklerdir. Huy(mizaç) ise doğuştan gelen, daha biyolojik temeli olan yatkınlıklara bağlı davranış eğilimleridir. Yaşam boyunca çok az oranda değişen yapısal özellikler, kişiye özgü ruhsal faaliyetler ve davranışsal tepki verme tarzlarıdır. Kişiliğin otomatik olarak kendini gösteren emosyonel, motivasyonel ve adaptif davranışlarının yapısal çekirdeğinde yer alır.

Kişilik bozukluğunun tanımını yapmak oldukça güçtür. Psikiyatride tanı tartışmasına en çok yol açan alanın kişilik bozuklukları olduğu söylenebilir. Bu tarz tartışmaları en aza indirebilmek amacıyla, Amerikan Psikiyatrı Birliği (APA) tarafından yayınlanan “Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disordersn (Mental Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı)” yaygın bir şekilde psikiyatrik hastalıkların tanısında kullanılmaktadır. Kitap, ruhsal bozuklukların tanısı için açıklamalar, semptomlar ve diğer ölçütler içermektedir. İlk defa 1952’de yayımlanmıştır. Son baskısı 18 Mayıs 2013 tarihinde yayımlanan DSM-V ’tir. Kullanılan bu sınıflayıcı DSM modeli yetersizliklerine rağmen klinisyenler arasında ortak bir dil oluşturma açısından oldukça yararlıdır. Tanı kriterleri için bir referans kaynağı olan DSM- V 'e göre Kişilik bozukluğu (KB); kişinin kendi kültürüne göre, beklenen normlardan belirgin olarak saparak dışına çıkan, süregiden bir davranış ve iç yaşantılar örüntüsüdür. Bu örüntü doğrultusunda, bir kişilik bozukluğunun genel tanı ölçütü olarak;

1.     Biliş (kendini, diğer insanları idrak edişte ve değerlendirişte, olayları algılama ve yorumlamada, hafızada, muhakemede arızalar)

2.      Duygulanım (duygusal tepkilerin aralığı, yoğunluğu, değişkenliği ve duruma ve ortama uygunluğu)

3.      Kişilerarası işlevsellik (kişiler arası münasebetlerde tutarsızlık ve dengesizlikler, uyuma yönelik işlevler)

4.      Dürtü denetimi (fevrilik, saldırganlık, ahmakça sapkınlıklar) alanlarından en az iki tanesinde kendini gösterir.

Benliğe yerleşmiş olan bu davranış örüntüleri iş yaşamında, kişilerarası etkileşimlerde, klinik ve toplumsal açıdan ciddi sıkıntılara yol açar. Esneklikten yoksun, işlevsellikte azalmayla karakterize ve kalıcıdır. Kişilik bozukluklarını kişilik yapısından ayıran faktör, kişisel özelliklerdeki aşırılık derecesidir.

  Kişilik bozuklukları sık ve kroniktir. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından yapılan bir araştırmaya göre herhangi bir kişilik bozukluğu için prevalans %6,1 olarak saptanmıştır. A, B ve C kümesi kişilik bozuklukları sırası ile %3,6, %1,5, %2,7 oranlarında bulunmaktadır (Amerikan Psikiyatri Birliği, 2013). Türkiye’ye özgü epidemiyolojik çalışmalar henüz yetersiz olmakla birlikte, kişilik bozukluklarının ülkemizin kentsel yörelerinde, batıdaki kadar sık olduğunu düşündüren bulgular bulunmaktadır. Kişilik bozuklukları; gençlerde, işsizlerde, yalnız yaşayanlarda, tecavüz suçlularında, ilaç bağımlılarında, evliliklerinde zorluk yaşayanlarda, düşük eğitim düzeyi olanlarda, mahkumlarda, şiddet içeren veya içermeyen suç işleyenlerde ve erkelerde daha sık olarak bildirilmiştir (Watson & Sinha, 1998). Çevresel faktörlerin önemi kadar çocukluk döneminde kötü muamele ve diğer travmatik deneyimlerin ve biyolojik unsurların da kişilik bozukluklarının etyolojisinde rol oynadığı bildirilmektedir. Kişilik bozukluklarının başlangıcı genellikle ergenlik ya da erken erişkinlik dönemlerine kadar uzanır. Birey, çocukluk ve ergenlik döneminde eksiklikler/travmalar/bozukluklar yaşarsa, doğuştan getirilen niteliklerin de katkısıyla gelişim süreci etkilenir ve kişiliğin oluşma ve örgütlenme süreci kesintiye uğrar. Farklı kişilik bozukluklarının kadın ve erkeklerde görülme oranları da farklıdır. Erkelerde Paranoid, Şizoid, Şizotipal, Antisosyal, Narsisistik, Obsesif Kompulsif Kişilik Bozukluğu (OKKB), kadınlarda ise Borderline, Histriyonik, Bağımlı Kişilik Bozukluğu daha sık gözlemlenmiştir.

 

 DSM 5’te kişilik bozuklukları;

1.     A Kümesi Kişilik Bozuklukları (Kuşkucu (Paranoid) Kişilik Bozukluğu, Şizoid Kişilik Bozukluğu ve Şizotipal Kişilik Bozukluğu)

2.     B Kümesi Bozuklukları (Antisosyal Kişilik Bozukluğu, Sınırda (Borderline) Kişilik Bozukluğu, Histrionik Kişilik Bozukluğu ve Narsistik Kişilik Bozukluğu)

3.     C Kümesi Kişilik Bozuklukları (Çekingen Kişilik Bozukluğu, Bağımlı Kişilik Bozukluğu ve Takıntılı-Zorlantılı (Obsesif-Kompulsif) Kişilik Bozukluğu, Pasif-Agresif kişilik bozukluğu, Depresif kişilik bozukluğu) (APA 2014)

4.     Sınıflanamayan kişilik bozuklukları (Pasif-Agresif kişilik bozukluğu, Depresif kişilik bozukluğu..)

 

1. A KÜMESİ KİŞİLİK BOZUKLUKLARI

1.1) Kuşkucu (Paranoid) Kişilik Bozukluğu: Görülme sıklığı genel toplumda %0,5-2,5’tir. Temel özelliği başkalarının davranışlarını kötü niyetli olarak yorumlayıp sürekli bir güvensizlik ve şüphecilik içinde olmalarıdır. Ailesinde şizofreni ve sanrılı bozukluğu olanlarda, erkeklerde kadınlara göre daha sık görülür. Bireylerde aşağıdakilerden en az dördünün olması ile belirlenen tanı kriterleri ve semptomları olarak;

  •    Yeterli temeli olmadan başkalarının kendisini sömürdüğünden, aldattığından veya zarar verdiğinden şüphelenme,
  •         Yakın ve sıcak davranışlara karşı duyarsız kalma,
  •         Arkadaşlarının ya da çalışma arkadaşlarının kendisine olan bağlılıkları ya da güvenilirlikleriyle ilgili yersiz kuşku,
  •         Sıradan sözlerden ya da olaylardan aşağılama, göz korkutma anlamı çıkarma,
  •         Kendi hata ve zayıflıklarını kabul etmeme,
  •         Söylediklerinin kendisine karşı kötü niyetle kullanılacağından yersiz yere korktuğundan ötürü başkalarına açılmak istememe,
  •         Aşırı alınganlık, hassasiyet ve üzerine alınma düşünceleri (aslında yokken çevresinde olan bitenlerin kendisiyle ilgili olduğuna dair inanç, sözlerde gizli anlam olduğuna dair inanç),
  •         Aşırı huzursuz olma hali,
  •       Olayları saldırıya uğrama paranoyalarına uyacak şekilde yorumlama, sürekli tehdit altında hissederek tetikte olma,
  •         Kim tutma eğilimi,
  •         Kendisiyle uğraşıldığı, arkasından iş çevrildiği inancı, eleştirilere çok duyarlı olma,
  •       Özerkliklerine yönelik tehdit algılamaları halinde zorunluluklara karşı direnme (ekip çalışmasında uyumsuzluk, sorumluluk paylaşamama),
  •         Yersiz yere karakterine veya itibarına saldırıldığı yargısına varma ve öfkeyle karşısındakine düşmanca tepki gösterme,
  •         Haksız yere karısının/kocasının veya sevgilisinin sadakatsizliğiyle ilgili yineleyici ve yersiz kuşkulara kapılma gibi davranışları vardır.

Paranoid kişilik biçimi ve bozukluğu arasındaki farklar;

Biçim

Bozukluk

İyi bir dinleyici ve gözlemcidirler.

Gizli anlamlar ve art niyet ararlar.

Eleştirileri önemser, dikkate alırlar.

Eleştirileri tehdit olarak görürler.

İlişkilerde uyanıklardır, sağlam bir ilişkinin gerçekleşmesinin zor olduğuna inanırlar ve buna önem verirler.

Sağlam bir ilişkiye inanmazlar, ilişkilerde zarar göreceklerinden emindirler. Sürekli partnerlerinin sadakatini sorgularlar.

Eleştiriler karşısında denetimi elden bırakmadan yapıcı bir tutum sergilerler.

Çabuk öfkelenirler, karşı saldırıya hazırdırlar.

Tedavi;

        İlaç tedavisi + psikoterapi ile tedavi görürler. Tedavide terapistle kurdukları güven ilişkisiyle paralel olarak düzelme sağlanabilir veya sonlandırılır.

        Uzun süreli ve düzenli psikoterapi (psikoanalitik psikoterapi, destekleyici psikoterapi, grup terapisi, aile terapisi) tedavinin esasını oluşturur.

        Paranoid bireylerle sürdürülen psikoterapinin esas hedefi, bireylerin, sorunlarının kaynaklarının dışarıdan gelmekte olduğu algısının, içeriden kaynaklandığı gerçeğine dönüştürülmesi olmalıdır. Bu dönüşüm acele edilmeden ve her bireye özgü değişik bir zaman çizelgesi içerisinde gerçekleştirilmelidir. PKB' da iç görünün nadiren kazanılması nedeniyle uzun dönem tedavi başarısı yetersizdir.

        Farmakolojik (İlaçlı) Tedavi, Transmanyetik Uyarım Tedavisi (TMU), Nöromodülasyon, Deep TMU, EKT gibi yöntemler ile tedavi edilmektedir.

        Paranoid kişilik bozukluğu olanlarda tıpkı şizoid ve şizotipal kişilik bozukluğu olanlar gibi nadiren tedavi için başvururlar. Başlangıçta olası tek yöntem bireysel terapidir. Bazen hasta grup terapisini tolere edebilir. Fakat hasta seçiminde çok dikkatli olunmalıdır.

1.2) Şizoid Kişilik Bozukluğu: Şizofrenik yakınları olanlarda ve erkeklerde kadınlara oranla daha sık görülür. Bu kişilerin temel özellikleri; toplumsal ilişkilerinin zayıf olması ve başkalarının yanında duygularını ifade etmekten kaçınmalarıdır. Genellikle genç yetişkinlik döneminde başlamaktadır. Psikanalatik kurama göre şizoid kişilik bozukluğu, çocuğun sevgiyi vermeyi ve almayı öğrenemediği anne-çocuk ilişkisinden kaynaklanır, çocuk ilişkileri ve duyguları tehlikeli olarak görür. Bu nedenle kendi duygularından ve diğer insanlardan izole kalmayı tercih eder. Görülme sıklığı ile ilgili araştırmalar yetersizdir. Çünkü, araştırmalara katılmak istemeyecekleri gibi klinik başvuruları da çok azdır. Çoğu şizoid, kendi halinden memnundur ve sürdürdüğü yaşam tarzını doyurucu bulur. Şizod kişilik bozukluğuna sahip bireyler ilaçla tedavi yaklaşımlarına en çok direnen kişilik yapılarından biridir. Bireylerde aşağıdakilerden en az dördünün olası ile belirlenen bozukluğun tanı kriterleri ve semptomları;

        Ailenin bir parçası olamadıkları gibi ne yakın ilişkilere girmek ister ne de yakın ilişkilerden haz duyarlar.

        Her türlü kişilerarası ilişkiden kaçınırlar.

        Neredeyse her zaman tek başına etkinlikte bulunmayı yeğlerler.

        Keyif aldığı etkinlik sayısı çok kısıtlıdır ya da hiç yoktur.

        Duygusal olarak soğuk, kopuk ve tekdüze duygulanımları vardır.

        Cinsel yakınlaşmaya çok az ilgi duyar.

        Kendilerine bakım ve ilgileri düşük yahut özensizdir.

        Birinci derece akrabaları dışında yakın arkadaşları, sırdaşları yoktur.

        Başkalarının övgü, yergi ya da ilişkilerine karşı kayıtsızdır.

        Toplumsal açıdan soğuk ve uzaktırlar, yalnızlığı tercih ederler.

Şizoid kişilik biçimi ve bozukluğu arasındaki farklar;

Biçim

Bozukluk

Arkadaşlık gereksinimleri azdır.

Akrabaları dışında çevrelerinde kimse yoktur.

İnsan ilişkileri ve etkileşimleri sınırlıdır.

Birkaç belirli uğraşları dışında ilgilendikleri bir şey yoktur. Hemen her zaman tek bir uğraşları vardır.

Duygulanımları genellikle nötrdür. Sakin, serikanlı, telaşa kapılmayan ve duygularını seyrek gösteren kişilerdir.

Duygusal soğukluk, kopukluk ya da tekdüze duygulanımları vardır. Hiçbir güçlü duygularını (öfkelenme, hoşlanma) göstermezler. Olaylara duygusal katılımları yoktur.

Cinsel gereksinimlerine göre davrandıkları pek görülmez. Cinsellikten hoşlansalar bile, yokluğunda rahatsız olmazlar.

Cinsel uğraşları yoktur veya cinsel deneyim yaşama istekleri olsa bile kendilerini engellerler.

Övgü ve eleştirilerden pek etkilenmezler.

Övgü ve eleştiriye karşı aldırışsız bir tutum sergilerler. Duygusal iniş çıkışları ve duygusal katılımları çok düşüktür.

Tedavi;

        Şizoid kişilik bozukluğu olan kişiler genellikle tedavi için başvurmazlar.

        ŞKB tedavisi esas olarak psikoterapiden oluşur, ancak hastalar genel olarak uzun dönemli bir tedavi için gerekli motivasyonu göstermezler.

        Başlangıçta bireysel psikoterapi, kullanılabilecek tek yöntemdir. Ancak hasta tolera edilebiliyorsa, grup terapisi ile başarılı sonuçlar elde edilebilir.

        Kişi değerlendirilirken kültür geçmiş dikkate alınmalıdır.

      Şema Terapi: Şema terapide şemalar genellikle çocuklukta oluşmuş ve kendisini sürekli tekrar eden duygu, düşünce ve davranış kalıpları olarak görülür. Bu ekol bilişsel ve davranışçı ekoller arasında yer alsa da çocuklukta oluşan şemaların farkındalığını sağlamak için kısmi olarak psikanalizden bir parça da almıştır. Ayrıca bu ekol hastaları hasta olarak değil "danışan" olarak tanımlar. Danışan şizoid bireyin şemasının çocuklukta yaşadığı yoksunluğun farkındalığını sağlamaya çalışır. Ancak terapiyi geçmişin ele alınması olarak ibaret görmez. Danışanın günümüzdeki ilişkilerinde yaşadığı duygusal yoksunlukların da farkındalığını sağlamaya çalışır. Tekrarlayan örüntülere karşı danışanı harekete geçirmeye çalışmak esastır. Danışanın duygusal, düşünsel ve davranışsal tüm varlığıyla şema örüntülerine karşı durması sağlanmaya çalışılır. Şema aniden yok olmaz. Yıllar içinde yavaş yavaş parçalanarak yok edilebilir. Şemanın her tetiklenmesinde danışanın yüzleşmesi çok önemlidir.

     Dinamik Psikoterapi: Kendilik bozukluklarının Masterson ekolü yorumuna göre gerçek kendilik bozuk örüntülerin altında potansiyel olarak bulunmaktadır. Terapinin amacı bozuk örüntüleri temizleyip gerçek kendiliğin ortaya çıkarılmasıdır.

1.3) Şizotipal Kişilik Bozukluğu: Genel popülasyonda görülme sıklığı %3’tür. Temel özelliği, değişik koşullarda ortaya çıkan bilişsel ya da algısal çarpıklıklar ile alışılmışın dışında davranışlar ve sosyal izolasyon görülmesidir. Genellikle genç erişkin döneminde başlar. Şizofrenik hastaların birinci yakınlarında (%15 oranında-Tsuang ve ark. 1999.) daha sık görülmektedir. Erkeklerde daha sık ortaya çıkar. Bireylerde aşağıdakilerden en az beşi ile belirlenen hastalığın yaygın tanı örüntüsü ve belirtileri;

        Kültürel değerlerle uyumlu olmayan tuhaf inanışlara, değişik davranış biçimlerine ve büyüsel düşüncelere sâhiplerdir.

        Düşünce ve davranışlarında garip olağandışı özellikler, büyüsel, tuhaf, telepatik inançları olan anlaşılmaz kişilerdir.

        Sıra dışı, acayip idrak, düşünce, konuşma ve davranışları vardır.

        Yineleyici illüzyonları, büyüsel ve telepatik düşünceleri ve referans fikirleri (tesadüfi ve nötr olaylar ya da koşulların kendileriyle ilgili olduğuna inanma) vardır.

        Toplum tarafından dışlanma ve aşağılanma korkusu yaşarlar.

        Uygunsuz veya sınırlı duygulanıma sahiptirler. Davranışları düzenli değil, değişkendir.

        Toplumsal ve kişilerarası yetersizlik mevcuttur. Birinci dereceden akrabalar dışında yakın arkadaşları veya sırdaşları yoktur. İlişkileri kısıtlıdır.

        Şüpheciliği ve güvensizliği nedeniyle belirgin şekilde sosyal açıdan gerginlik duyarlar.

        Bedensel illüzyonları içeren olağandışı algısal yaşantılar içinde olabilir (elini olduğundan daha ağır hissetmek).

        Çok yakın toplumsal ilişki kurmak istemezler. Herkesle çok yakın veya uzak olabilmektedir.

        Konuşmaları olağana aykırıdır. Çevresel konuşurlar, düşüncelerini belirli bir düzen dahilinde anlatamazlar. Konuşmaları bağlantısız, belirsiz ya da çok ayrıntılı olabilir.

        Mezheplere katılabilir, büyücülük ya da olağan dışı dinsel uygulamalar içinde olabilirler.

Şizotipal kişilik biçimi ve bozukluğu arasındaki farklar;

Biçim

Bozukluk

Kendi inanç ve duygularına takılmıştır.

Başkalarına odaklı kuşkucu düşünceleri, uygunsuz ve kısıtlı duygulanımları vardır.

Başkalarını yakından gözlerler. Başkalarının kendilerine nasıl davranacağına karşı duyarlılardır.

Aşırı toplumsal kaygıları vardır. Tanıdıklarının olmadığı toplumsal durumlarda çok rahatsız olurlar.

Soyut ve kurgusal düşünmeye yatkınlardır.

Davranışlarına yansıyan tuhaf inanışları, büyüsel düşünceleri vardır. (Telepati, altıncı his, geleceği görme gücü)

Gizemli, duyum ötesi, doğaüstü konularla ilgilidirler.

Olağan dışı algısal yaşantıları olur (yanılsamalar, ölen birinin varlığını duyumsama).

Toplumsal değerleri göz önünde bulundurmaksızın ilginç ve olağandışı bir yaşam biçimleri vardır.

Acayip, apayrı, aykırı kişilerdir. Saçları başları dağınık, olağandışı kişilik özellikleri ve davranışları olan, kendi kendilerine konuşan, kimseye benzemeyen kişilerdir.

Genellikle yalnız yaşayan, bağımsız, arkadaşlık gereksinimleri az olan kişilerdir.

Birinci derecede akrabalarının dışında çevrelerinde kimse yoktur. Yakın arkadaşları ya da sırdaşları yoktur.

Tedavi:

  •         Uzman kişi birey için en uygun tedavi biçimini psikofarmakolojik ve psikoterapötik olarak belirleyecektir.
  •         Psikoterapi çok az yarar sağlar.
  •         Grup psikoterapisinde başarı şansı bireysel terapiye oranla daha fazladır. Sadece tolere edebilecek hastalar grup terapisine alınır.
  •         Şizotipal kişilik bozukluğu olan hastalar, sosyal anksiyete ve bir dereceye kadar paranoid özellikleri nedeniyle genellikle tedaviden kaçarlar.
  •         Şizotipal kişilik bozukluğunun temel tedavi ilkesi şizoid kişilik bozukluğundan farklı değildir.
  •         Genellikle uyumlu ilişki kurulması zor olmaktadır. Yüzleştirici ya da doğrudan yorumlayıcı teknikleri tolere edebilmeleri zordur. Destekleyici yaklaşımlardan faydalanırlar.
  •         Bazılarında tuhaf dini uygulamalar bulunmaktadır ve hasta bunları gizleyebilir. Terapist hastayı yargılayıcı ve alaya alıcı davranmamalıdır.
  •         Hastalar bilişsel davranışçı ve grup terapileriyle sosyal ilişkilerinin gelişimi konusunda cesaretlendirilir.
  •         Çeşitli çalışmalarda düşük doz antipsikotik kullanımının olumlu etkileri gösterilmektedir. Bu tedavi ile hastalardaki anksiyete ve psikoz benzeri belirtiler azaltılmaktadır. Özellikle psikotik de kompanzasyonu olan hastalarda antipsikotik kullanımı gereklidir.
  •         Antidepresan ilaçlar depresyonun varlığında kullanılmalıdır. Farmakoterapi psikoterapi ile birleştirilmelidir.

    

2. B KÜMESİ KİŞİLİK BOZUKLUKLARI

2.1) Antisosyal (Dissosyal) Kişilik Bozukluğu: Görülme sıklığı erkeklerde %3-7 arasında kadınlarda ise %1 dolaylarındadır. Temel özelliği başkalarının haklarını saymama ve başkalarının haklarına tecavüz etmeye yönelik saldırgan davranışları göstermeleridir. Antisosyal şahıs, suçluluk veya merhamet duygusu izhar edebilir yahut özürler ve mantıklılaştırmalar beyan edebilir. Başkalarının hislerine duyarsız olmakla karakterize edilir. Anne-babasız büyümüş çocuklarda, örneğin sokakta ya da yetiştirme yurtlarında büyümüş ya da tutarlı bir ebeveyn eğitimi görmemiş çocuklarda ileride bu bozukluğun ortaya çıkması olasılığı daha yüksektir. Babada alkolizm olması, çocukken cinsel ya da fiziksel olarak sömürülmüş olma ve çocuklukta dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olması diğer yatkınlaştırıcı etkenlerdir. Kişi en az 18 yaşındadır. Manipülatif davranan kişilerdir. Antisosyal kişilik bozukluğu hastalarının %80’inde madde kötüye kullanımı gözlenir. Bu hastalar terapiye ihtiyacı olduğuna inanmamaya eğilimli kişilerdir. Bireylerde aşağıdakilerin en az üçü ile belirli, 15 yaşından beri süregelen davranış bozukluğunun yaygın tanı örüntüsü ve belirtilerinde;

  •         Başkalarının ihtiyaçlarını veya duygularını dikkate almama,
  •         Sık yalan söyleme, çalmak ve başkalarını dolandırma,
  •         Olası tehlikeleri düşünmeden riske girme ve heyecan arama,
  •         Alkol veya uyuşturucu madde suiistimali,
  •         Takma ad kullanma,
  •         Sürekli bir işinin olmaması, parasal yükümlülüklerini yerine getirmeme,
  •         Engellenmişliğe karşı düşük tolerans düzeyi,
  •         Suç işlemeye meyilli olma (küçük yaşta hayvanlara karşı saldırganlık),
  •         Tutuklanması için zemin hazırlayan eylemlerde tekrar tekrar bulunmakla karakterize, yasalara uygun toplumsal davranış biçimine ayak uyduramama,
  •         Diğer kişilerin haklarını veya sınırlarını (mülki, fiziksel, cinsel, duygusal, hukuksal) ihlal etme eğilimi,
  •         Rastgele cinsel ilişkiye girme,
  •         Agresif ve sinirlilik hali, sıklıkla saldırganca, şiddet içeren davranışlar sergileme,
  •         Kendini veya başkalarının güvenliğini göz ardı etme,
  •         Mükerreren bir sorumsuzluk gösterme, sorumluluk almak istememe, yasal sorumluluklarını yerine getirmeme, kolay sıkılma,
  •         Hatalarını kabul etmekten ziyade diğerlerini suçlama,
  •         Dürtüsel olma, tutarsızca sorumsuz davranışlarda bulunma,
  •         İlişkilerinin kısa süreli ve geçici olması,
  •         İtkisellik veya gelecek için tasarılar yapmama, düşüncesizce davranma,
  •         Yaptıklarından pişman olmama,
  •         Başkasına zarar vermiş, kötü davranmış veya başkasından bir şey çalmış olmasına karşı ilgisiz olma veya yaptıklarına kendince mantıklı açıklamalar getirmeyle belirli olmak üzere vicdan azabı çekmeme (ibret alamama) gibi davranışlar gözlemlenir.

 Antisosyal kişilik biçimi ve bozukluğu arasındaki farklar;

Biçim

Bozukluk

Bir yere bağlı olmadan çalışmayı tercih ederler, becerileriyle mesleki başarılara ulaşabilirler.

Belirli bir işi, sorumluluğu olan bir projeyi sürdürmekte güçlük çekerler.

Kendi değer yargılarına göre hayatlarını idâme ettirirler. Başkalarının ve toplumun değer yargılarından pek etkilenmezler.

Yasalar aykırı tutuklanmalarını gerektirecek davranışlar sergiler, eylemlerde bulunurlar.

Para konusunda cömerttirler.

Parasal yükümlülüklerini yerine getirmedikleri sık görülür.

Günübirlik yaşamaya eğilimlidirler.

Geleceği tasarlayamazlar, belirli bir işi ayarlamadan işlerini bırakıp gidebilirler.

Tatlı dillidirler, sosyal çevre kurma ve arkadaş edinme konusunda beceriklidirler.

Sürekli yalan söyleme eğilimindedirler, çıkar ve zevkleri için insanları kullanırlar.

~ Seri katillerde genellikle antisosyal kişilik bozukluğunun varlığı söz konusu iken; antisosyal kişilik özelliğinde olan kişiler daha basit suçlar işleyerek yine toplumsal değerleri hiçe sayan kişiler olarak tanımlanır.

 Tedavi:

        ASKB’ye sahip bireyler, tedavi ortamında dahi yalan söyledikleri, hırsızlık yaptıkları, tehdit ettikleri ve sorumsuz davranışlarda bulundukları için tedavi umudu en az olan kişilik bozukluğudur. Tedavi amacıyla bir genel psikiyatri servisine yatırılmaları faydadan çok zarar verir. Agresivite nöbetlerini kontrol etmek amacıyla psikiyatrik ilaçlar kullanılabilir.

        Bu kişilere katı kurallar getirilmesi temel noktadır ve genellikle hastane servisleri hastaların davranışlarının denetlenebildiği yegâne yerlerdir.

         Batıda, cezaevi koşullarında uygulanan bazı davranışçı “düzeltme” programlarının yararlı olduğu ileri sürülmüştür. ASKB olan bireyler durumlarından dolayı nadiren yardım isterler. Bu kişileri tedavi etme girişimleri genellikle hayal kırıklığı yaratan sonuçlar doğurur. Diğer yandan belirli tedavi girişimleri (stres, öfke kontrolü, vb.) vasıtasıyla şiddet davranışı da dahil spesifik belirtilerle başa çıkılabilir.

        Daha az otorite bulacaklarından, grup terapisi, bireysel terapiye göre daha yararlıdır.

        Askerlik veya cezaevi gibi kısıtlanmış ortamlarda depresif ve içsel endişeler su yüzüne çıkabilir. Bu gibi ortamlarda kişinin kendisiyle ilgili konfrontasyonlar, antisosyal kişinin davranışlarını değiştirebilir. Antisosyal kişilerin gelecekleriyle ilgili umut vaat eden psikoterapistlerle terapötik uyum sağlamaları dikkat çeken bir durumdur. Bu durum bu kişilerin tehlikeli olaylardan sonuç çıkaramayacağı şeklindeki geleneksel düşünceyle zıtlık oluşturmaktadır.

        En faydalı tedaviler toplumda yüksek riskli suçluları hedefleyen beceri merkezli ve davranışçı terapilerdir. Erişkin suçlularda etkili tedavilerle ilgili yapılan çalışmalarda iyi tasarlanmış ve uygulanmış programların yeniden suç işleme eğilimlerini azalttığı bildirilmiştir. ASKB’nin hastaneye yatıştan cevap alma olasılığı düşüktür.  Diğer yandan tedavi edilebilir anksiyete veya depresyon varsa gidişat düzelebilir. ASKB olan hastalar olmayanlara göre alkol ve madde rehabilitasyon programlarına da daha kötü yanıt verirler. ASKB olan kişi ile psikoterapist arasında erken bir bağ oluşması tedavi gidişatını etkileyecektir.

2.2) Sınırda (Borderline) Kişilik Bozukluğu: Görülme sıklığı %1-2 dolaylarında iken psikiyatri kliniklerindeki kişilik bozukluğu vakalarının %30-60’ını oluştururlar. Kadınlarda, erkeklerden 3 kat daha fazla görülür. Bu kişilerin %90’ında başka bir psikiyatrik rahatsızlık daha görülür. Ortaya çıkmasının nedenleri arasında çocuklukta yaşanılan fiziksel, duygusal, cinsel istismar başta gelir. Temel özellikleri, terk edilmeye aşırı duyarlılık, kendine zarar verici davranışlar, insanlar arası ilişkilerde, kimlik duygusunda ve duygulanımda tutarsızlıklarla birlikte dürtülerini kontrol etmekte zorluk çekmeleridir. Bireylerde aşağıdakilerden en az beşi ile belirlenen, erken erişkinlikte başlayan, kişilerarası ilişkilerde, benlik algısında ve duygulanımda tutarsızlıkla karakterize edilen bozukluğun tanı örüntüsünde ve semptomlarında;

        Yalnızlıktan veya terk edilmekten korkma, gerçek ya da hayali bir terk edilmekten kaçınmak için abartılı bir çaba gösterme,

        Uygunsuz, yoğun ve kolay sinirlenme, sık ve yoğun yaşanılan öfke nöbetleri, öfkesini denetlemekte güçlük çekme,

        Gözünde aşırı büyütme (göklere çıkarma)-yerin dibine sokma uçları arasında tutarsızca gidip gelen, gergin ve tutarsız ilişkilerin olması (kendileriyle ya da diğerleriyle olan düşüncelerinin pozitif ve negatif yanlarını bütünleştiremezler, ya tam-iyi ya da tam-kötü olarak görerek bu iki fikir arasında gidip gelirler),

        Neredeyse her zaman bunalım içinde olma,

        Çabucak düş kırıklığına uğrama,

        Güvensiz seks, kumar ya da sürekli yeme gibi yoğun dürtüsel ve tutarsız davranışlar,

        Kararsız veya kırılgan özgüven,

        Kuralları sevmeme,

        Kararsız ve yoğun, kaotik ilişkiler, çalkantılı iletişim,

        Duygu durumda belirgin tutarsızlık,

        Mikropsikotik davranışlar, disosiyatif belirtiler,

        İntihar davranışı veya kendine zarar verme eğilimleri,

        Kimlik karmaşası yaşama (belirgin ve sürekli, tutarsız bir benlik algısı),

        Kendine kötülüğü dokunacak en az iki dürtüsellikte (para harcama, cinsellik, madde kötüye kullanımı, güvensiz araç kullanma vb.) bulunma,

        Süreğen bir boşluk hissi,

        Strese bağlı paranoya,

        Yineleyici intihar davranışları, girişimlerinde bulunma ya da göz korkutma, kendine zarar verme davranışları gözlemlenir.

 Sınırda (borderline)kişilik biçimi ve bozukluğu arasındaki farklar;

Biçim

Bozukluk

İlişkilerinde ihtiraslı, hayatındaki kişiye odaklı tutkulu bir bağlılık hali gösterirler.

Gözünde aşırı büyütme ve yerin dibine sokma uçları arasında gidip gelen tutarlılığı olmayan, derin ilişkilere sahiptirler.

Her şeyi yürekten yaparlar, duygulanımları yoğundur. Duygusal yönden aktif ve tepkiseldirler.

Duyguların yoğunluğu ile başa çıkamazlar, sıkça kendine zarar verecek girişimlerde (özkıyım girişimleri, madde kullanımı, cinsellik gibi) bulunurlar.

Yaratıcı, yaşam dolu, hareketli, çekici ve alımlı olabilirler. Çekinmeyen, eğlenceye meraklı, özgür ruhlu kişilik özellikleri gösterirler.

Uygunsuz ve çalkantılı duyguları vardır. Yoğun öfke gösterirler. Öfke patlamaları yaşarlar ve öfke kontrolü sağlayamazlar.

Yeniliklere açık, dinamik kişilerdir. Geniş hayal gücüne sahiptirler. Farklı kültür ve değerlere karşı merakları vardır.

Benlik algısı, cinsel yönelim, ileriye yönelik gayeler, uzun süreçli amaçlar ya da meslek seçimi, seçilen arkadaşlar ve değer konusunda belirsizlik yaşayabilirler. Devamlı boşluk duygusu içerişindirler.

Yalnızca bir kişiyle, yoğun bir bağlılık ile derin bir ilişki yaşamaya heveslilerdir.

Gerçek ya da hayali bir terk edilme kaygısı yaşarlar, terkedilişten emindirler ve engellemek için aşırı uğraş sarf ederler.

  Tedavi;

        Zor vakalardır.

        Borderline kişilik bozukluğunda uygulanabilecek en etkin tedavi yöntemi psikoterapidir. Psikoterapide ilaç ve terapi ile tedavi görürler. Kişinin savunma düzenekleri, düşünce şemaları yeniden yapılandırılmalıdır. Ayrıca dürtüsel davranışlar ve duygudurumu düzenlemeye yönelik medikal tedaviler de uygulanabilir.

        Bunların dışında borderline kişilik bozukluğuyla beraber görülen diğer psikiyatrik rahatsızlıklara (depresyon, kendine zarar verme davranışları, yeme bozuklukları, alkol/ madde kullanımı, anksiyete bozuklukları) yönelik uygun tedavi sağlanmalıdır.

        Terapiyle beraber gerek görüldüğü taktirde ilaç tedavisi de sürece eklenir. Farmako Terapi ile mizaç ve davranış alanlarında klinik olarak önemli iyileşmeler sağlanabilir.

2.3) Histrionik Kişilik Bozukluğu: Genel popülasyonda görülme sıklığı %2-3 arasındadır. Psikiyatri kliniklerinde ise: %10-15'tir. Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından genellikle yetişkinliğin ilk dönemlerinde başlayan, aşırı duygusallık ve dikkat çekmek, çevresi tarafından onay arama ve ilgilenilme ihtiyacının yüksekliği ile kendini belli eden kişilik bozukluğu olarak tanımlanmıştır. Bozukluğun sebebi bilinmemektedir fakat bir yakınının ani kaybı, aile içinde sürekli kaygı doğuran bir hastalık bulunması, ebeveynlerin boşanması ve genetik sebeplerin etkili olabileceği düşünülmektedir. Bozukluğun temel özelliği hemen her alanda aşırı duygusallık ve ilgilenilme arayışı içinde olmalarıdır. Davranışları impulsiftir ve baştan çıkarıcı tavırları çok doğrudan ve estetikten uzaktır. Tüm davranışları, övgü almak ve beğeni toplamaya yöneliktir. Bu nedenle histrioniklerin jest, mimik ve konuşmaları canlı, dramatik ve abartılıdır (“teatralizim”). Sanki bir tiyatro sahnesinde rol yapan bir oyuncu gibilerdir. Dışarıdan, hastanın kendi gibi davranmadığı ve “rol “yaptığı izlenimini alınabilir. İlgi çekmek için söylediklerini abartır ya da uydurma hikayeler anlatırlar. Bu bireylerin sağlık sorunlarını abartmaya eğilimli oldukları, intihar ve kendine zarar verme girişimlerinde bulundukları gözlemlenmiştir. Histrionik kişilik bozukluğu erkeklerden daha sık kadınlarda teşhis edilmektedir fakat erkek hastalar da çoktur. Ölçütlerin kadınsı özelliklere aşırı vurgu yapması nedeniyle, kadınların daha çok tanı aldığı ileri sürülmüştür. Kadınlar cilveli bir şekilde davranırken erkekler başkalarını övmede çok cömert davranırlar. Bireylerde aşağıdakilerden en az beşi ile belirli, aşırı duygusallık ve ilgi çekme arayışı ile giden bozukluğun yaygın tanı örüntü ve belirtilerinde;

        İlgi odağı olmaktan, insanları etkilemekten hoşlanma, ilgi odağı olmadığı durumlarda rahatsız olma,

        İleri derecede telkine yatkın olma, kolay etki altına alınabilir olma,

        Fiziksel görünümü ön plâna çıkartmayı tercih etme, ilgi çekmek için dış görünüşünü kullanma,

        Egosantrizm(benmerkezcilik), kendine düşkünlük, sürekli taktir arzusu ve ihtiyaçlarına ulaşmak için sürekli psikolojik manipülasyonda bulunma,

        Başkalarında bıraktıkları ilk izlenimleri sürdürememe,

        Çabuk arkadaş olma ve çabuk reddedilmiş hissetme,

        Hayal kırıklıklarına karşı düşük tolerans,

        Eleştirilere ve onaylanmamaya karşı aşırı duyarlılık,

        Olayları derinden değil, yüzeysel olarak hissetmek, kolay etkilenme,

        Hızlı değişen duygular, yüzeysel bir sıcaklık ve yakınlık gösterme,

        İlişkilerin olduğundan daha yakın olması gerektiğini düşünme,

        Ani kararlar alma,

        Uygunsuz şekilde başkalarını cinsel yönden ayartma veya baştan çıkarıcı, teşhirci davranışlar sergileme,

        Başkalarını etkilemeye yönelik ayrıntıya girmeden konuşma hâli, sürekli tatmin ve onay arayışında olma,

        Yapmacık davranışlar sergileme (abartılmış beden ve yüz hareketleri, gösteriş yapma), duygularını aşırı bir abartmayla (aşırı duygusal, dramatik bir ruh halinde olma) gösterme gibi davranışlar gözlemlenir.

Histrionik kişilik biçimi ve bozukluğu arasındaki farklar;

Biçim

Bozukluk

Dış görünüşlerine ve bakımlarına özen gösterirler.

Dış görümlerinin gösterişli ve çekici olmasıyla aşırı ilgilenirler.

Neşeli ve yaşam doludurlar. Eğlenmeyi severler. Hazlarını erteleyebilirler.

Abartılmış tepkiler ile duygularını gösterirler. Benmerkezcilik ve öz sevicilik eğilimleri fazladır. Dürtüselliklerini baltalayamaz, hazzı erteleyemezler.

İlgi odağı olma konusunda yeteneklilerdir.

İlgi odağı olmadıkları durum ve ortamlarda huzursuz olurlar.

Duruma uygun duyguları yaşar ve ifade ederler.

Duyguları yapmacık, yüzeysel ve sığdır. İlgi çekme amacıyla durumla alakasız davranışlar görülebilir.

 Tedavi;

        Hem bireysel hem de grup psikoterapisi genel olarak tercih edilecek tedavi yöntemleridir.

        Psikoterapide psikanalitik-psikodinamik yöntemler veya Bilişsel davranışçı terapi (BDT) oldukça fayda göstermektedir.

        Terapist, hastanın histrionik davranışlarının altında yatan gerçek duygularının farkına varmasına yardımcı olur.

        Ek psikiyatrik bozukluklarda ilaç kullanımı gerekebilmektedir.

        İlaç tedavisi, kötüye kullanım olasılığı akılda tutularak kısa tutulmalıdır. Dinamik yönetimli bireysel psikoterapiden yararlanabilirler.

2.4) Narsistik (Özsever) Kişilik Bozukluğu: Narcissus, Yunan mitolojisinde bir kahramandır. Kendine âşık olanlara aldırmayıp, onları karşılıksız bırakan ve çok güzel bir peri kızı olan Echo, bir gün avlanan bir avcı görür. Narcissus adındaki bu avcı çok yakışıklıdır. Echo bu genç avcıya ilk görüşte âşık olur. Birgün ona yaklaşır ancak Narcissus bu sevgiye karşılık vermeyerek, peri kızının yanından uzaklaşır. Echo bu durum karşısında günden güne erir, kendisinden geriye kalan sesi kayalarda 'eko' dediğimiz yankılara dönüşmüştür. Olimpos dağında yaşayan tanrılar bu duruma çok kızar ve Narcissus'u cezalandırmaya karar verirler. Günlerden bir gün av izindeki Narcissus susar ve bir nehir kenarına gelir. Buradan su içmek için eğildiğinde, sudan yansıyan kendi yüzü ve vücudunun güzelliğini görür. Daha önce fark edemediği bu güzellik karşısında adeta büyülenir. Yerinden kalkamaz, seslenir ama cevap alamaz, elini uzatır lakin dokunamaz, kendine âşık olmuştur. O ana dek kimseyi sevmediği kadar, sevmiştir kendi görüntüsünü. O şekilde orada ne su içebilir ne de yemek yiyebilir, aynı Echo gibi Narcissus da günden güne erimeye başlar ve orada sadece kendini seyrederek ömrünü tüketir. Öldüğü gün yansımasını seyrettiği yerde sapsarı, mis kokulu nergis çiçekleri açar.

  Narsizim(özsevi, kendini sevmek) kötü bir duygu durumu değildir. Ruhsal sağlık ve psikolojik denge için cinsellik, korku, üzüntü ve agresyon kadar normaldir. İnsan hayat seyrinde sorunlarla başa çıkabilmek için kendini “ölçülüyü kaçırmadan” sevebilmelidir.

 Tahminlere göre toplumun %1 gibi bir kesiminde görülmektedir. İlk kez 1968 yılında formüle edilen bu rahatsızlık megalomani olarak da adlandırılır. Egosantrizmin oldukça sert bir formudur. Genç erişkinlik döneminde başlayan ve değişik şartlar altında ortaya çıkan bozukluğun temel özelliği davranış ve fantezide büyüklenmecilik, üstünlük duygusu (hayallerde veya davranışlarda), beğenilme gereksinmesi ve empati yapamamayla karakterize sürekli bir psişik örgütlenmenin varlığı söz konusudur. Bireyin aşağıdakilerden en az beşi ile belirlenen bozukluğun, büyüklenme, beğenilme gereksinimi ve eşduyum yapamama ile giden yaygın tanı örüntü ve semptomlarında;

  •         Kendini çok “önemli” ve “özel” hissetmek (özel ve eşi benzeri olmayan biri olduğuna inanma, başarılarını ve yeteneklerini abartma, yeterli bir başarı göstermeksizin üstün birisi olarak bilinmeyi beklemek, ancak başka özel veya toplumsal açıdan üstün kişilerin kendisini anlayabileceğine veya sâdece onlarla arkadaşlık etmesi gerektiğine inanma vs.),
  •         Sınırsız başarı, güç, zekâ, güzellik ya da yüce sevgi düşlemleriyle uğraşma,
  •         Hak ettiği duygusu içinde olma, başkaları tarafından kayırılmayı bekleme,
  •         Küstah, kendini beğenmiş tavırlar sergileme, başkalarına saygısız davranışlarda bulunma,
  •         Başarılı, güçlü ve kusursuz olmayı hedefleme,
  •         Sürekli beğenilme ve övgü bekleme,
  •         Kişilerarası ilişkileri kendi çıkarı için kullanma, kendi amaçları için başkalarının zayıf yanlarını kullanma,
  •         Başka insanların duygularını ve ihtiyaçlarını anlayamama, eşduyum yapamama,
  •         Karşılıklı bir etkileşim ve iş birliği içinde olmakta zorluk çekme,
  •    Çoğu zaman başkalarını kıskanma veya başkalarının kendisini kıskandığına inanma gibi davranışlar gözlemlenir.
Narsistik kişilik biçimi ve bozukluğu arasındaki farklar;

Biçim

Bozukluk

Eleştirilere karşı duyarlıdırlar lakin bunlarla başa çıkabilirler.

Eleştirilmeye öfkeyle, küçümsemeyle karşılık verebilirler.

Düşüncelerini iyi pazarlarlar. Ağızları iyi laf yapar.

Özel bir insan olduğuna inandıkları için karşıdan beklerler. Beklentilerini gerçek hayatta bulamaz iseler, fantezide gerçekleştirirler.

Rekabetçi kişilerdir.

Hedef ve sonuçlarına ulaşmak için her yolu geçerli sayarlar.

Empati duyguları geliştirilebilir.

Başkalarının da duygularının olabileceğini, üzülebileceklerini anlamazlar. Zor durumdaki insanlara karşı bir acıma duygusu duymazlar.

Tedavi:

  •         Bireysel psikoterapi tercih edilmelidir.
  •         Yararlı olduğu ileri sürülen tek tedavi psikanalitik bireysel psikoterapidir. Sonuçları tartışmalıdır. Tedavide kişiliğe ait ağır beklentiler, düşünceler ve davranışların uygun ve gerçekçi olanlarla değişimi, kişilerarası yaklaşımların düzeltilmesi ve kırılgan yapı üzerine çalışılır.

 

3. C KÜMESİ KİŞİLİK BOZUKLUKLARI

3.1) Çekingen Kişilik Bozukluğu: Diğer isimleri Avoidant Kişilik Bozukluğu-Kaçıngan Kişilik Bozukluğudur. İlk kez 1969 yılında Theodore Millon tarafından tanımlanmıştır. Toplumda %0,5-1, psikiyatri kliniklerinde %10, kadın ve erkeklerde eşit sıklıkta görülür. Temel özellikleri; alınganlık, yetersizlik duyguları ve olumsuz değerlendirilmeye aşırı duyarlılık ile sosyal ketlenmedir. ÇKB genellikle yetişkinlik döneminde fark edilir. Çocukluğunda duygusal ihmal ve akranları tarafından dışlanmaya maruz kalan çocukların ÇKB olma riski daha fazladır. Bireyin aşağıdakilerden en az dördü ile belirlenen bozukluğun, yaygın tanı örüntü ve semptomlarında;

        Gerilim ve endişe gibi kalıcı ve yaygın duygularda boğulma,

        Kendisini toplumsal olarak beceriksiz, ilgi çekici olmayan, yetersiz, başkalarından daha alt seviyede birisi olarak değerlendirme, düşük benlik saygısı,

        Eleştirme, reddedilme, onaylanmama, dışlanma kaygısı ile kişisel girişimlerden ve mesleki faaliyetlerden kaçınma,

        İnsanlarla kolay ilişkiye girememe, yetersizlik duyguları yüzünden sosyal ortamlarda kendisini ortaya koyamama, aşırı anksiyete ve çekingen davranışlar sergileme,

        Mahcup düşme veya alay konusu olma endişesiyle yakın ilişkilerde tutukluk gösterme veya yeni faaliyetlere katılmak istememe gibi davranışlar gözlemlenir.

Çekingen kişilik biçimi ve bozukluğu arasındaki farklar;

Biçim

Bozukluk

Rutinleri yeğlerler, alışılmışın dışına çıkmamayı tercih ederler.

Sıradanın dışına çıkmayı felaketleştirirler.

Aileleri dışında birkaç yakın arkadaşları vardır.

Birinci derce akrabalar dışında arkadaşları yok denecek kadar azdır. Kendilerine, kendilerini korumaya yönelik getirdikleri kısıtlamalar vardır. Kendilerini geri çekerler, sevileceklerine kesin inançları yoksa ilişkiye yanaşmazlar.

Başkalarının kendileri hakkında ne düşündükleri konusunda duyarlıdırlar.

Başkalarının sıradan yorumlarını aşağılayıcı olarak değerlendirebilirler.  Değer verilmemeye ve aşağılanmaya ileri derecede duyarlıdırlar.

Tedavi;

        Çekingen Kişilik Bozukluğu tedavisi, sosyal beceri eğitimi, bilişsel terapi, sosyal becerileri uygulamak için grup terapisi ile yavaş yavaş sosyal temasların artırılması yoluyla ve ilaç tedavisi gibi çeşitli tekniklerle yapılır.

        Genellikle psikoterapiden çok yararlanırlar. Terapistlerinden aldıkları güçle yavaş yavaş dış dünyaya katılırlar.

        Hem bireysel hem grup terapisi yararlı olabilir.

        Davranış terapileri (bilişsel-davranış terapisi, mantıksal-heyecan terapisi…), Psikodinamik Terapiler, Aile Terapileri yarar sağlayabilir.

        Çekingen kişilik bozukluğuna sahip hastalar, psikiyatristlere güvensizlik duyduğu için psikiyatristlerin hastanın isteklerini göz önüne alıp, değerlendirmesi, hastaya güven kazandırması önemli bir faktördür.

        Bu hastalar gerçek ilgi ve desteğe yanıt verirler.

        Girişkenlik eğitimi bireylere yeni sosyal beceriler kazandırarak çok yararlı olabilir.

3.2) Bağımlı Kişilik Bozukluğu: Bağımlı kişilik bozukluğu Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından ileri derecede bağımlı, uysal ve boyun eğen kişilik olarak kendini belli eden kişilik bozukluğu olarak tanımlanmıştır. Görülme sıklığı tüm kişilik bozuklukları içerisinde %2,5 dur. Kadınlarda daha sık görülür. Ruh sağlığı kliniklerinde en sık karşılaşılan kişilik bozukluğudur. Temel özelliği uysal ve yapışkan davranışa ve ayrılma korkusuna yol açacak biçimde kendisine bakılma gereksinmesinin aşırı olmasıdır. Genç erişkinlik döneminde başlayan ve değişik şartlar altında ortaya çıkan, uysal bir yapıda olma, insanların kendisiyle ilgilenme ihtiyacını çok fazla hissetme, ayrılma korkusuyla insanların üstüne fazlaca düşme ile karakterize sürekli bir davranış örüntüsünün varlığı söz konusudur. Etolojisinde ailesel ve çevresel faktörler sorumlu tutulmaktadır. Bireyde aşağıdakilerden en az beşi ile belirlenen bozukluğun, yaygın tanı örüntü ve semptomlarında;

        Başkalarından bol miktarda öğüt ve destek alamazsa gündelik karar vermede güçlük çekme,

        Kendilerini küçük görme, başarılarını önemsizleştirme,

        Hayatının çoğu önemli alanında sorumluluk almak için başkalarına ihtiyaç duyma,

        Başkalarına aşırı bağımlılık ve başkalarına karşı itaatkâr davranış,

        Kendi kendine bakma durumunda kalacağı korkuları üzerinde gerçekçi olmayan bir biçimde kafa yorma,

        Destek yitirme veya kabul görmeme korkusuyla başkalarıyla aynı görüşü paylaşmadığını söylemede zorlanma,

        Güven eksikliği sebebiyle kendi başına bir iş yapmada zorluk çekme, kendisine güvenmek zorunda kalmaktan aşırı korkma,

        Başkalarının bakım ve desteğini temin etmek amacıyla hoş karşılanmayacak şeyleri dahi yapabilir olma,

        Tek başına kaldığı zaman kendisini çaresiz hissetme,

        Yakın bir ilişkisi sonlanınca, bakım ve destek kaynağı arayışıyla derhâl başka bir ilişki arayışına girme gibi davranışlar gözlemlenir.

Bağımlı kişilik biçimi ve bozukluğu arasındaki farklar;

Biçim

Bozukluk

Başkalarının görüşlerini önemserler.

Hayatlarının önemli kararlar başkaları tarafından verilir. Öğüt almadan hareket edemez olurlar.

Anlaşamaya istekli davranırlar. Ortama uyum sağlamaya çalışırlar.

Başkalarının görüşlerine katılmadıkları durumlarda dışlanacakları korkusuyla kendi düşüncelerini açıklamaz ve onların düşüncelerine katılırlar.

Eleştirilere karşı yapıcı ve düzeltici önlemler alabilirler.

Eleştirilmekten çok korkarlar. Eleştirildiklerinde kolayca yıkılırlar.

Sevdikleri kişilerin mutluluğu için zahmete katlanırlar.

Başkalarına kendilerini sevdirmek uğruna hoş karşılanmayan şeylere dahi göğüs gererler, bu doğrultuda kendilerini düşük düşürmeye razıdırlar.

Tedavi:

        Bağımlı davranışların yaşa ve sosyo-kültürel grupların etkileri dikkate alınmalıdır.

        Bireysel psikoterapilere iyi yanıt verirler. Bağımsız işlevselliği geliştirmek için grup terapisi ve bilişsel davranışçı terapiler kullanılabilir.

        Tedavide psikoterapi çok yararlı olabilir. Psikoterapi ile şimdiki davranış ve sonuçlara odaklanılır.

        Girişkenlik eğitimi içeren davranış terapileri yararlı olabilir.

        Olgularda yaygın olarak bulunan anksiyete ve depresyon gibi belirtilerle baş etmek için anksiyolotik ve antidepresan ilaçlardan faydalanılır.

 

3.3) Takıntılı-Zorlantılı (Obsesif-Kompulsif Kişilik Bozukluğu): Diğer adıyla saplantı-zorlantı bozukluğudur. Görülme sıklığı genel popülasyonlarda yaklaşık %1, psikiyatri kliniklerinde ise %3-10’dur. Erkeklerde daha sık görülür. Temel özelliği; düzenlilik, mükemmeliyetçilik, zihinsel ve kişiler arası ilişkilerde kontrollü olmak üzerine aşırı kafa yormaktır. Genç erişkinlik döneminde başlayan ve değişik şartlar altında ortaya çıkan esneklik, açıklık ve verimlilik pahasına düzenlilik, mükemmeliyetçilik, kişiler arası ilişkileri kontrol etmede aşırı kafa yormanın olduğu sürekli bir davranış örüntüsünün varlığı ile karakterizedir. Bu uğraşları dolayısıyla, esnek ve açık olamadıkları için verimlilikleri önemli ölçüde azalır. Hastalığa yol açan etkenin beyindeki sinir iletimine katkıda bulunan serotonin maddesinin salınımının dengesizliğinden kaynaklandığı düşünülmektedir. Obsesif-kompulsif bozuklukta kişi aslında davranışının/davranışlarının anlamsız, gereksiz ya da saçma olduğunun farkındadır ancak kendini bu davranışı sergilemekten alıkoyamaz. DSM-IV Tanı Kriterlerine göre aşağıdaki sekiz belirtiden en az dördüne sahip kişiler obsesif kompulsif kişilik bozukluğuna sahiptir;

        Yapılan etkinliğin başlıca amacını unutturacak derecede ayrıntılar, kurallar, listeler, sıralama, organize etme ya da tasarlamayla uğraşır durur. Aşırı düzen, titizlik, kusursuzculuk, kuralcılık ve bütün bunlarda aşırı bir tutum gözlenir.

        İşin bitirilmesini zorlaştıran bir eksiksiz yapma uğraşı içindedir.

        Boş zamanlarını değerlendirme etkinliklerinden ve arkadaşlıklarından yoksun kalacak derecede kendisini iş ya da üretkenliğe adar (ekonomik gereksinmeleri ile açıklanamaz).

        Ahlak, doğruluk ya da değerler gibi konularda vicdanının sesini aşırı dinler ve esneklik göstermez (kültürel ya da dinsel özdeşimi ile açıklanamaz).

        Özel bir değeri olmasa bile eskimiş, yıpranmış ya da değersiz nesneleri elden çıkartamaz.

        Başkalarının tam olarak kendisinin yaptığı gibi yapacağına inanmadıkça görev dağılımı ya da iş birliği yapmak istemez.

        Para harcama konusunda hem kendisine hem de başkalarına karşı cimri davranır.

        Katı, sert ve inatçıdır.

Obsesif kompulsif kişilik biçimi ve bozukluğu arasındaki farklar;

Biçim

Bozukluk

Üstlendikleri işi eksiksiz ve hatasız bitirmeyi isterler.

İşin tamamlanmasını engelleyecek derecede mükemmeliyetçilik peşindedirler.

Ayrıntıcıdırlar.

Kılı kırk yararlar. Detaylarda boğulmaktan amaçlarını unutur, büyük resmi göremezler.

Çok çalışırlar.

Yaşama gerçek anlamda katılmazlar. Sosyal hayatları ve ilgi alanları, çalışma hayatlarında yok olur. Zaman ve enerjilerini sosyal hayatı dışlayarak işlerine harcarlar.

Manevi değeri olan veya gelecekte olabilecek nesneleri elden çıkarmak istemezler.

Özel bir değeri olmasa bile değersiz veya yıpranmış nesneleri elden çıkaramaz, atamazlar. Nadiren hediye verirler.

Önerilere katılmakta zorlanırlar. Lakin yeni yöntemlere uyum sağlayabilirler.

Kendi yöntem ve kurallarında ısrarcılardır ve başkalarının da bunlara uymasını beklerler. Sorumluluklarını paylaşmak, iş bölümü yapmak istemezler.

Tedavi:

  •         Obsesif kompulsif kişilik bozukluğu olanlar genellikle, diğer kişilik bozukluğu bulunan bireylerin aksine, sorunları olduğunu düşünürler.
  •         Grup terapisi bireysel psikoterapiye oranla daha yararlı olabilir.
  •         Terapide şimdiki duygulara ve durumlara odaklanılır.
  •       Hastalar emosyonların izolasyonu şeklinde bir savunma mekanizmasına sahip oldukları için tedavi güçtür.

  

4) SINIFLANAMAYAN KİŞİLİK BOZUKLUKLARI

 

4.1) Pasif- Agresif Kişilik Bozukluğu: Pasif agresif kişilik bozukluğu Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından engelleyen, sürüncede bırakan, ağırdan alan, geciktiren kişilik olarak kendini belli eden kişilik bozukluğu olarak tanımlanmıştır. Değişkenlik, kararsızlık, somurtkanlık, kırılganlık belirgindir. Bu tip kişiler kendilerinden başarı istendiğinde karşı koyar. Her zaman bir mazeretleri vardır. Etolojisinde çocukluklarında aileleri tarafından ihmal edildiği, ailelerinin kararsız davranışlarına maruz kalınması sorumlu tutulmaktadır. Bu bozukluğa sahip bireyler;

        Kızgınlık, alınganlık, pişmanlık duyguları yaşarlar.

        Sorunlarla, kişilerle yüzleşmekten kaçarlar.

        Sürekli ertelerler.

        Yükümlülüklerini ve sorumluluklarını unuturlar.

        Olumsuzlukları, sorunları dışsallaştırma eğilimi gösterirler.

        Kızgınlıklarını, kırgınlıklarını dolaylı yollarla ifade etmeyi tercih ederler.

        Her an hayal kırıklığına uğrayabilecekleri kaygısı taşırlar.

        Kendisini çaresiz ve değersiz hissederler. Değerinin verilmediğini, haksızlığa uğradığını, yanlış anlaşıldığını, şanssız olduklarını düşünürler.

        Başkalarının hatalarını bulup yüzlerine vururlar.

        Her şeyin en iyisini kendileri bilirler.

        İşler istediği gibi gitmediğinde öfke yaşarlar.

        Muhalif olurlar.

        İş birliği içine girmezler.

        Surat asarlar.

        Otorite figürü tarafından verilen işleri erteleme, unutma vb. şeklinde davranışlar görülür.

        Otoriteyi sürekli eleştirme ve küçümsemeye çalışabilirler.

        Saldırgan ve öfkeli davranışlarda bulunurken bir taraftan da pişmanlık duyarlar.

        Çoğunlukla kendilerini bıkkın, bezgin ve yorgun hissederler.

        Gelecek ile ilgili kaygıları, sürekli olumsuz düşünceleri vardır.


Tedavi;

        Hastalarda genelde destekleyici psikoterapi endikasyonu vardır. Terapist bireyi davranışlarıyla ve davranışlarının sonuçlarıyla sakin bir şekilde yüzleştirir. Amaç hastaya eylemlerinin çevrede bazı reaksiyonlara neden olduğunu ve sonunda kendisine sorun yarattığını göstermektir.

        Kişinin duygu, düşünce, davranış ve alışkanlıklarını değiştirmek için uzun soluklu psikoterapi programı uygulanmalıdır. Terapide, kökleşmiş davranışlar, olaylara yaklaşım ve bakış açıları, ilişki dinamikleri ele alınır.

        Kişinin tedaviye gönüllü olarak gelmesi, çaba sarf etmesi, sorunların sorumluluğunu üstlenmesi durumunda iyileşme süreci de belirli ölçüde hızlanır ve iyileşir.

        Pasif Agresif kişilik bozukluğunda EMDR terapisi (Türkçe açılımıyla Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme), farkındalık pratiği tedavisi ve Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) uygulanmaktadır. Pasif agresif kişilik bozukluğu genellikle psikoterapiye olumlu yanıt verir. EMDR terapisi: Üç yönlü (geçmiş, şimdi, gelecek) olarak uygulanan bu terapide amaç; geçmişte yaşanan olaylara karşı duyarsızlaştırma, şu anki belirtilerin tedavisi ve gelecekte yaşanabilecek benzer olaylara karşı yeni bir bakış açısı kazandırmaktır. BDT (Bilişsel Davranışçı Terapi): Bir psikoterapi türüdür. Bireye fayda sağlamayan bilişsel bozulmalara (düşünceler, inançlar ve tutumlar gibi) odaklanır ve bunları değiştirmeye çalışır. Terapist ve terapi alan kişi sorunları belirleyip, anlamak ve çözümlemek için uğraşırlar. Kişi ve terapist iş birliği içerisinde şimdiye, yani güncel sorunlar üzerine odaklanırlar.

        Günlük tutma, farkındalık egzersizleri ve programlarına katılım, sosyal, fiziksel veya düşünme egzersizleri, kişiye terapiden kazanımlarını hayata uygulayacak ödevler verilmesi, empati kurmak

        Psikoterapi tedavinin ana unsuru olmakla birlikte bazı durumlarda ilaç tedavisi kullanılabilir. İlaç tedavisi uygulamasına ve hangi ilaç türü kullanılacağına hastanın durumuna göre karar verilir. Antidepresanlar: SSRI veya SSNRI grubu ilaçlar kullanılabilir, bu ilaçlar vücutta seratonin düzeyini artırarak etki gösterirler. Antipsikotikler: SSRI grubu ilaçlara oranla daha çok yan etkiye sahiptirler bu yüzden ilk tercih ilaçlardan değillerdir. Anksiyolitikler: Kaygı azaltarak ve farkındalık artırarak etki gösterirler.

 

4.2) Depresif kişilik Bozukluğu: İlk kez 1963’te tanımlanan depresif kişilik bozukluğu, DSM’de yeni yer alan bir bozukluktur. Kronik mutsuzluk, yaşam boyu depresif spektrumdaki kişilik özellikler, kendinden şüphe ve karamsarlık ile karakterizedir. Hüzün, kasvet, ruminasyon, keyifsizlik, düşüncelilik belirgindir (Kay ve Tasman 2006). Ergenlikten beri devam eden depresif düşünceler ve davranışlar örüntüsü mevcuttur. Genç erişkinlik döneminde başlayan ve değişik koşullar altında ortaya çıkan; depresif biliş ve davranışlarla karakterize bir kişilik örüntüsüdür. Bu tanı örüntüsü ve semptomlar; aşağıdakilerden en az beşinin olmasıyla kendini göstermektedir:

        Mizaçları genel olarak, üzüntülü, kederli, mutsuz, yorgun ve keyifsizdir.

        Kendilik kavramı yetersizlik, değersizlik inançlarına ve özgüven eksikliğine odaklıdır.

        Kendine yönelik olarak eleştirisel, suçlayıcı ve aşağı­layıcıdırlar.

        Düşünceli ve endişelidirler.

        Yalnızlığa ve sessiz olamaya eğilimlidirler.

        Kolayca ağlayabilen yapıdadırlar.

        Başkalarına karşı olumsuz, yargılayıcı ve eleştirisel­dirler.

        Karamsardırlar.

        Suçluluk ve pişmanlık hisleri baskındır.

 

Tedavi;

        Depresif bozukluk genellikle tekrarlayan ataklarla seyreden bir hastalıktır, bu nedenle tedavi ile atağın iyileştirilmesinin yanı sıra atakların tekrarlamasının da önüne geçmek gerekir. Depresif bozukluk tedavisinde ilaç tedavileri ve psikoterapiler uygulanmaktadır. Çok ciddi ve hemen sonuç alınması gereken hallerde (ciddi intihar girişimi, doğum sonrası ciddi depresyon, psikotik özellikli depresyon gibi) hastane şartlarında yapılacak elektrokonvüzif tedavi (EKT; şok tedavisi) ye başvurulabilir. İlaçlar kesildikten sonra da iyilik halinin sürmesi ve hastalığın tekrarlama riskinin azalması için antidepresan ilaçların düzenli olarak en az 8-10 ay kullanılmaları gerekir. Çünkü ancak bu sürenin sonunda ilaçlar gen düzeyinde etki gösterebilir. Tedavinin kalıcılığı için bu gen düzeyinde etki gereklidir.

        Depresif bozukluk tedavisinde ve hastalığın tekrarlamasının önlenmesinde çeşitli psikoterapi türlerinin (bilişsel-davranışçı psikoterapi, destekleyici psikoterapi, psikodinamik psikoterapi) etkinliği gösterilmiştir. Tablonun ağırlığına ve hastanın özelliklerine göre uygun psikoterapi türü seçilir.

 

 

Kişilik Bozukluklarında Tedavi

 

  Kişilik bozukluğu vakalarının tedavi için başvuru oranları yüksek değildir. Özellikle ciddi sorunlara yol açan sınırda kişilik bozukluğu vakaları, çekingen kişilik bozukluğu vakaları daha çok tedavi gereksinimi duyarlarken antisosyal kişilik bozukluğu vakaları ancak bir suç işlediklerinde tedavi edilmek üzere yasal yollardan gönderildiklerinde ya da alacakları cezaları hafifletebilmek amacıyla başvururlar. Kişilik bozukluklarının tedavi süresi kişiye göre değişkenlik göstermektedir ve hepsi tam olarak tedavi olmasalar bile olumlu sonuç alma oranı eskiden düşünülene göre oldukça yüksektir.

 

  Kişilik bozuklukları bireysel ve toplumsal açıdan olumsuz sonuçlar oluşturarak hem bireyin hem de o bireyin içinde olduğu toplumun sıkıntılar yaşamasına yol açabilmektedir. Bu nedenle kişilik bozukluklarının tedavisi hem bireysel hem de toplumsal açıdan önemlidir. Tedavi, kişilik bozukluğunun türüne bağlı olarak değişebilir, ancak psikoterapi (danışmanlık) tedavinin ana unsurudur. Bazı durumlarda, ortaya çıkabilecek aşırı atakları tedavi etmek için ilaç kullanılabilir. Kullanılabilecek ilaçlar arasında antidepresanlar, anti-psikotikler, anksiyolitikler, dengeleyici ve atakları önleyici ilaçlar bulunur.

 

  Kişiye uygun olan tedavinin sunulmasında en önemli adımlardan biri bu alanda uzman meslek uzmanları ile iş birliği içerisinde olmaktır. Tedavi de psikoterapi ve ilaçlar duruma bağlı olarak beraber ya da ayrı ayrı kullanılabilmektedir.

 

  Psikoterapi, kişilik bozukluğu tedavisinin önemli bir parçasıdır. Psikoterapi tedavisinde, hatalı düşünce kalıplarının değerlendirilmesi, yeni düşünce ve davranış kalıplarının öğrenilmesi amaçlanmaktadır. Terapi aynı zamanda başa çıkma ve kişiler arasındaki ilişki becerilerini geliştirmeyi amaçlar. Tedavide yöntem, uzun süreli bireysel terapi veya grup, çift ve aile terapileri olabilmektedir. Tedaviye erken başlanması ve düzenli aralıklarla takibin sağlanması tedaviden alınan verimi arttıracaktır. Hasta yakınlarının sabırlı, anlayışlı ve destekleyici yaklaşımları yanında, sık hekim değiştirilmemesi gereklidir.

 

  Psikanalitik ya da psikodinamik psikoterapilerde uzun yıllardan beri etkin olarak kişilik bozukluklarının tedavisinde kullanılmaktadır. Bunun yanında son yıllarda bilişsel davranışçı psikoterapi, düşünsel diyalektik terapi ve şema terapinin de yararlı olduğu görülmektedir. Terapilerde temel ortak hedefler, kişinin kendi duygu ve davranışlarını tanıması, hangi durumlara nasıl tepkiler verdiğinin farkına varması ve bunların ne kadar gerçekçi ve işlevsel olduğunu değerlendirme kapasitesinin geliştirilmesidir.  Terapilerin yanında bu kişilerde ortaya çıkabilen duygusal dalgalanmalar, depresif dönemler ve kaygı krizi dönemlerinde ilaç tedavisi gerekebilir. İlaç tedavileri kişilik bozukluğunu tedavi etmeye yönelik değil, daha çok sıkıntı verici belirtileri ortadan kaldırmaya yöneliktir.

 

Kişilik bozukluğu olan kişiler genellikle tedavi için başvurmazlar.

   A Kümesi genellikle yoğun stres döneminde şiddetli İd anksiyetesi veya kısa psikotik hecmelerle,

      B Kümesi depresif sorunlar veya alkol madde dertleriyle,

     C Kümesi de aile, iş ve arkadaş ilişkilerinde sorunlardan dolayı veya süperego anksiyetesiyle müracaat ederler.

  A Kümesi’nde geliş şikâyetlerine göre yaklaşımın yanı sıra, düşük ilâ mutedil dozlarda D2 antagonistleri (2.5–10 mg olanzapin veya eşdeğeri) yanı sıra BDT, İPP ve içgörülü hastalarda dinamik psikoterapi işe arayabilir. Geliş şikâyetlerine göre yaklaşım yanı sıra duygudurum dengeleyicileri (karbamazepin, okskarbazepin, valproat, lamotrijin vs.), bazı vakalarda düşük ila mutedil dozlarda DA2 antagonistleri verilebilir. Tedaviye riayetleri ve bağlılıkları bozuktur; çok sık yok olup tekrar ortaya çıkarlar. Alkol ve diğer madde sorunları mutlaka dikkate alınmalıdır. BDT ve içgörülü hastalarda dinamik psikoterapi işe arayabilir. İPP kontrendikedir.

  C Kümesi’nde geliş şikâyetlerine göre yaklaşım yanı sıra antidepresan-antianksiyete ajanlar uygulanır. BDT, İPP ve içgörülü hastalarda dinamik psikoterapi işe arayabilir; hipnorelaksasyon, meditatif yöntemler devreye konabilir.

 

Bilişsel davranışçı psikoterapi (BDT), düşünce ve inançların duygular ve davranışlar üzerindeki etkisini incelemektedir. Bilişsel terapi ve davranışsal terapinin bir bileşimi olan, 1960’lı yılların ortalarından itibaren ivme kazanan psikoterapi yaklaşımlarından biridir. Amaç, problemi devam ettiren düşünceleri kişinin bulmasına yardımcı olmak, bu düşünceleri değiştirmeye yönelik beceriler kazandırmak ve davranışlarda değişim yaratmaktır. Kişinin şimdiki problemlerine odaklanarak kişiye yaşam boyu kullanabileceği beceriler öğretmeyi hedeflemektedir. Terapist ile danışan arasındaki terapötik ilişki her iki tarafın da işbirliği ile sağlanmaktadır. Depresyon, kaygı bozuklukları, bipolar bozukluk, yeme bozuklukları, travma sonrası stres bozukluğu, şizofreni, alkol ve madde kullanımı, cinsel işlev bozuklukları gibi birçok ruh sağlığı sorununda farklı yaş gruplarından bireylere etkin bir tedavi sunmaktadır.

 

Şema Terapi, çocukluk ve ergenlik döneminde belirgin kökenleri bulunan psikolojik bozuklukların fark edilmesine ve tedavi edilmesinde yönelik kuramsal ve uygulamaya yönelik bir model olarak geliştirilen bir psikoterapi yöntemidir. Şemalar, çocukluktan başlayan ve yaşam boyunca sürekli tekrar eden düşünce, duygu ve davranış kalıplarıdır. Şemalar, çocukluk yaşantıları ile oluştuğundan ve yaşam boyu gelişerek ilerlediğinden, kemikleşen kalıp yapılara sahiptirler. Bu kalıp yapılar, çevreden gelen her bilgiyi anlamada ve edinilen deneyimlerde kişinin düşünce ve duygularını; çevresindekiler ile olan ilişkisini etkiler. Bu nedenle ortaya çıkan davranışlar, geliştirilen şemaya bağlı olarak değişiklik gösterir. Bu yapıların nerede ve nasıl şekillendiğini anlamak ve fark etmek, değişimi yakalamak için en önemli adımlardan biridir. Young ve arkadaşları tarafından geliştirilen Şema Modeli, Bilişsel-Davranışçı Terapi tekniklerini de birleştirerek, şema kalıplarında değişim yaratabilmeyi odak alır. Şema modeline göre, çocukluk yaşantılarından itibaren gelişmeye başlayan şemalar, zamanla işlevsel olmayan düşünce ve davranış kalıplarına dönüşürler. Çocukluk çağında olaylar ve durumlarla baş etmeye yardımcı olan bu şemaların, erişkin yaşlarda kişinin işlevini bozucu olduğu ve bazı kronik durumlarla ilişkilendirebileceği görülmüştür. Bu noktada Şema Terapi, çocukluk ve ergenlik döneminde belirgin kökenleri bulunan psikolojik bozuklukların fark edilmesine ve tedavi edilmesinde yönelik kuramsal ve uygulamaya yönelik bir model olarak geliştirilen bir psikoterapi yöntemidir.

 

Psikanalitik psikoterapi, bir anlamlandırma ve yorumlama çalışmasıdır. Geçmiş yaşantılar temelinde semptom olarak ortaya çıkan bilinçdışı çatışmalara içgörü kazandırarak bir anlamlandırma çalışması başlatılır. Bu anlamlandırma çalışması analitik psikoterapinin çalışma malzemesi olan serbest çağrışım tekniği ile yürütülmektedir. Serbest çağrışım ise hastanın seans içerisinde tüm zihninden geçenleri herhangi bir sınırlama, sansürleme ya da gizleme olmadan anlatmasıdır.

Psikoterapi esnasında analist yoğunlaşmış bir dikkat ile dinleme halinde bulunur, gerekli gördüğü yerlerde devreye girer, az konuşur ve çoğunlukla sessiz kalır. Ayrıca analistin empatik ve nötral bir duruş içerisinde bulunması gerekir. Aslında burada psikoterapinin niteliğini belirleyen şey de analist ve analize giren kişinin kuracağı terapötik işbirliği olacaktır.

Psikanaliz haftalık belirlenen günler içerisinde uygulanan genellikle kişinin divanda uzanır durumda kabul edildiği bir psikoterapi yöntemidir.

 

Dinamik psikoterapide ise klasik psikanalizle aynı ilke ve teknikler kullanılır fakat psikanalizden farklı olarak haftalık görüşme sayısı değişebilmekte ve psikoterapist çok daha aktif bir yaklaşım sergileyebilmektedir. Ayrıca psikanalizden farklı olarak karşılıklı koltuklarda oturulmaktadır.

 

Aile terapisi, aile üyeleri arasında yaşanabilecek problemleri birey ile değil, ailenin tümünü değerlendirerek, problemlere bir sistem içinde çözüm getirmeyi amaçlar. Bu sistem çerçevesinde, aile bireylerinin bakış açısına, aile üyelerinin birbirleriyle olan iletişimlerine ve problemler karşısında üyelerin ne yaşadığına da kulak verilir. Aile terapistleri, bazen tüm aile bireyleri, bazen aile üyelerinden bir kısmı ile çalışabildiği gibi, bazen de yalnızca bir kişi ile de süreci götürebilirler. Aile terapisinin amaçları arasında; aile üyeleri arasındaki iletişimi kuvvetlendirmek, ailede süregelen sağlıksız ilişki döngülerini kırmak, ailenin kaynaklarını fark ederek güçlenmesini sağlamak, ailedeki çatışmalı durumları belirleyerek sorun çözme becerilerini arttırmak olduğu söylenebilir.

 

Çift terapisinde; evli olan ya da olmayan çiftlerin, ilişkilerinde başa çıkmakta zorlandıkları problemler ve ilişkilerini güçlendirmek istedikleri konular üzerinde çalışılır. Çift terapisinde, çift terapistinin eşliğinde, çiftlerin birbirlerini doğru anlaması ve iletişim yollarını güçlendirmesi odak alınarak, çiftler için sağlıklı bir iletişim alanı açmak hedeflenir. Bu terapi modelinde; çiftlerin problem yaşadıkları konulara çözüm üretebilmesi, çiftler arasındaki iletişimin güçlendirilmesi, çiftlerin ilişkinin sürecine ya da devamına dair sağlıklı kararları birlikte alabilmesi hedeflenir. Çift terapisinde çalışılan konular içerisinde, çiftler arasındaki iletişimsizlik, ilişkideki çatışmalar ve güvensizlik konuları bulunmaktadır. Bunların yanı sıra; aldatmanın ilişkiye etkisi, aldatma sonrası ilişkiyi onarım süreci, boşanma kararının alınması, boşanma sürecinde iş birliği kurmak, evlilik öncesinde destek alma ve ilişkiyi yeniden canlandırma başlıkları da çalışılan konular arasındadır.

 

 

 

Kaynakça

 

      2021-2022 dönemi, lisans dersi bitirme tezim.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

yavaşça içine çöken tortu

  sanki hiç ağlamamışsın gibi duruyor ve seni hiçbir zaman öp(e)meyeceğimi bilmek bana huzur veriyor.  aklıma hep ölümün en düşlenebilir olduğu anlarda geliyorsun. bir imgeler tiyatrosu eşliğinde, olabildiğine silikçe geliyor, sinikçe tebessüm ediyor ve ağır ağır çekiliyorsun. sözlerin örtülü, gece sisten ve saçların dolanarak dökülüyor, "tanıdığım en ince düşünceli, en hassas, en kibar... en nazik insandı..."  diyorsun, "kendini astı." demenden hemen sonra ekliyorsun tüm bunları. sonraları seni en sevdiğin yemekten bahsederken buluyorum, az sonra birileriyle gülüyor oluyoruz, geçenlerde birinin doğum gününü kutluyoruz, dün sarılırken beni sevdiğini fısıldıyorsun, seni izlerken yakala(n)mak istemiyorum, ertesi sabah tenine değen bir gözden yakınıyorsun, akşamında bana uzanıp öpüyorsun, gecesinde kapı dışarı edilirken burnunu çekişlerini dinliyorum, omzuna yaslandığımda kalbini sakınıyorsun ve konuştuğunda sözünü kesmemi istemediğini sanıyorum ki gidişlerimi izliyors...

onu bir su birikintisine atsan, iki günde parmaklarının arası yüzgeç gibi deri bağlar.

elimdeki demir titriyor, gözlerim dolu ve sen yine tüm bunların hiçbir zaman farkına var(a)madan yaşamını sürdürüyorsun. saklamadım. hiç saklanmadım.  aşk ve sevgi dediğine olan inançsızlığımı da saklamadım.  ne kadar da şanslısın. bazı sesleri tanımıyor, bazı bakışları bilmiyorsun. bilme de zaten. anlama. bir akşam vakti, anneannenin dizlerine başını yasladığında ve uyku çarşaf olup da şefkatli ellerce seni sardığında, pencere kenarı huzurunu kucakladığın anılar içlerine doldu diye bu gözlerin böyle belki de. herkesi anlamaya çalışmamalı oysa insan. her şeyi de duymamalı.  yalan- evet, yalandı; sana duyduğum öfke, kedileri sevdiğim, ağaçlarla dertleştiğim, kucağında uyuduğum, sarıldığın vakit geri çekilmelerim, seni sevmediğim sevdiğim, en çok da seni sevmediğim... sessizliğine gömdüğün ihtimalleri soluyorum her gün, sesini de çoktandır unutmuşum, sessiz sohbetlerimizde hiç cevap vermiyor silüetin. oysa yalnızca aklına düştüm diye, öylesine bir uğrayabilirdin. zira ...

çek şu üzerimdeki cesedi

 3.12.23 ağır yürüyüşleri ile yolu tamamlamaya girişen insanlar, mesai saatinin bitimine geri sayım için sıradayım, miskin bir çift gözün kendinden hallice uyuşuk olan adımları, oyuncak arabanın inleyen motorunu dinleyen biz çevre sakinleri, kulağıma -kaçıncı döngüde olduğu belirsiz- takılan şarkı, dilime dolanan -bu kaçıncı belirsiz- bir yerlerden aşınma bir şiir, saçlarımı karıştıran oyuncu dalgalar, art arda kaynayan anlamsız döngüden çalıntı cümle bozuntuları, hisleri sırtlanıp kelimelerle oynayan, bozuk para soran mağrur bir ses -çokça uzaklarda ama-, beklediğim aramanın titrekliği gözbebeklerimde, kahkahası kesilmeyen inşaatın usul usul göğe uzanması -yine mi?, tanrım yine mi?-, bir yere olmayan bu yürüyüşü benimse(me)dim, özür dilerim, ama eskilerden bir ses, tok ama alaylı, kaşlarının reveransı canlanıyor, vurguları taptaze, gözleri canlı ve sesleniyor bana kadar uzayan parmakları; "lügatta efelik olmaz!"  soğuk sayılmaz ama ellerim üşümüş olmalı, aç sayılmam ama sind...

Üretken Yapay Zekânın Bilimsel Yayın Amaçlı Kullanımına İlişkin Etik Kaygılar ve Yönetişimin Yeri

  “Uzmanlığa saygı’nın bir ifadesi ve gereği olarak hiç kimse inceliklerine vâkıf olmadığı, amaç, yöntem ve kapsamını iyi bilmediği bir alanda ulu-orta görüş beyân etmemelidir.” Başlıkta da ismi geçen, bu yazının kaynağı olan söz konusu edinilen durum, eleştirel ve düşünsel bir zeminde irdelenerek sade bir biçimde aktarılmaya çalışılmıştır.  Yapay zekâ, makine öğrenmesi kapsamında olan teknikleri, yapay sinir ağlarının kullanımının nasıl yönlendirilebileceği, derin öğrenme ve doğal dil işleyebilme modelleri de düşünüldüğünde, çok yeni olmamakla birlikte bahsedilen bu teknolojiler, elbette ki toplumsal hayatın diğer alanlarında olduğu gibi akademi de ve bilimsel yayıncılıkta da devrim yaratma potansiyeline sahip olabilecek yıkıcı bir yenilik olarak karşımıza çıkabilecektir.  Araştırma süreçlerini, yazma pratiklerini, zaman yönetimini, araştırmacının bilgi birikimini ve etik kaygılarını da kapsayan sistem, çıktılarını da bu ölçülerde etkilemektedir. Bilimsel metinleri...

5.1

 4.12.23 bugün, yine ölü be(de)nleri düşledim. dilimin her zamankinden daha da kahve bir dokusu olmalı. çağrışımlardan şikayetçi değilim. değilim dedim bir kere. değilim. burası topu topu dört köşelik bir şehir hem. biz hangi sokağında karşılaşırız dersin?  deprem. 5.1 ... ve perde kapanıyor.  bir deyiş vardı yazdım  ama dilime ezber verdirtmeden unutmuşum.  8.12.23   Bilemem. size nasıl geliyor bilemem… ama ben; oradan buradan topladığım fotoğraf karelerine saatlerce bakmayı, yağmuru,  ekşi olan elmadan şekerleri, tarçın kavanozundaki kıvrılmış defne yaprağını, sağ elimin üzerindeki tek, sol kulağımın üstündeki ardışık iki beni, kapıdaki selam verdiğim kahve tonlarını örtünmüş kediyi, ilk yudumunun sıcaklığına yetişebildiğim kahveyi, kuş lisanını, şiirden bir üslupla yazabilmeyi, ahenkli bir uyumla dans edercesine yürüyebilmeyi, gün batımlarını biriktirmeyi ve huzur kuşanıp hüzünlenebilmeyi, gün doğumlarını gözleyebilmeyi ve umut edebilmeyi, hatı...

ben uzun anlamları severim

yazarlığım, hatıramdan fazladır ve inanın ki kastım size değildir. hüznüm karalamadığım günlerin yasındandır ki; ben uzun anlamları severim, muhatabımın siması dahi, yalnızca ellerimden hayat bulmakla yetinecektir. görmeyi hiç ummadığım tuhaflıklarla tanıştığım-tanışmadığım kişilerce konuşmalara çıkartıldığım uzun yürüyüşlerim vardır ve bilirsiniz ki üslubum yitiktir. şayet anlatacak bir şeye de inancım kalmamıştır. sözüm eksik, kafiyem yarım, anlamım hep kesilir.  neyi anlatsam onu kaybederim. anılar(ım) kaybolmaya meyillidir.  'her satır, her sütun ve her bölgenin içerisinde...' evet evet- her satır, her sütun ve her bölgenin içerisinde her rakamdan, yalnızca bir tane olmalıdır.  rica ederim nokta koymayınız söylemeden.  elbette, kusuruma bakmayın özür diliyorum.  küçük küçük alay a cı dudak kıvrımları ve... yazıyorum evet, lütfen ağır ağır söyleyin.  evet, elbette... hani- hani böyle hafif sararmaya yüz tutmuş dişiler sıralanmışken çatlakların kenarına-...

kime baksam

  bu gördüğün ben değilim, ben aslında çok başkasıyım diyor. kimlere ve hangi zamanlar(d)a bu denli yaralandığını inan hiç kestiremiyorum, ama güzeldin. güzel bakardın bi kere, çok önceleri, yani- severdin. bu kapıyı usulca çekip gitmeler, bu anlayışlar, ağlayışlar, bu hayat, her gün hiçbir şey olmamış gibi başlamalar, bu boş iştahlar, aldanmalar, adanışlar, bu boşluğa açıklamalar, unutuşlar, affedişler, bu farkında değilmiş gibi yapmalar, gitmeler, sevişler, bu söyleyişler senin değil ki.  başımı göğsüne saklıyorum.  soluk, üşüyen bir nabzın var. yüzün bembeyaz, kıpırtısız... ellerin çok daha küçük, hafızasız...  suyun derinliklerinde, yüzüne uzaklardan vuran bir ışık ve üzerinde ölü kardelenlerle, yaralı düşer(l)e sürüklenip duran gövdeni usul usul sindiriyor sükunetin. yitirdiğin cennetler(l)e yediğin vurgunları soluyorsun.  rüzgar seni uzaklara sürüklüyor, dermansız saçların ölüm sinen çehreni dağıtıyor, gözlerin örtülü, süregeliyorsun.  ama sen bilirsi...