Kişilik (personality) sözcüğü Latince bir terim olan “Persona”dan türetilmiştir. Persona, Antik çağdaki Yunan tiyatrolarında oyuncuların kullandığı maskelere verilen isimdir. Zamanla Persona terimi oyun çağrışımını kaybetmiş; maskeyi temsil etmek yerine, kişinin gerçek, gözlenebilen belirgin özelliklerini temsil etmeye başlamıştır. Günümüzde kişilik; bir insanın sosyal deneyimleri, gelişimi sonucu ortaya çıkan ve o kişinin psikolojik tepkilerindeki farklılıklarını, yaşam tarzı ile uyum biçimini belirleyen, kendine özgü duygu, düşünce, tutum ve davranış örüntülerinin bütünü olarak tanımlanmaktadır. Bu örüntüler, çeşitli durumlarda belli duygusal tepki gösterebilme yetileri, sorunlarla baş etme biçimleri ve savunma düzenekleridir. Süreklilik gösteren özellikler ve eğilimlerin tümü, bireye kalıcılık ve tahmin edilebilirlik özelliği verir. Kişilik, sıklıkla “karakter” ve “mizaç” terimleriyle karıştırılmaktadır. Karakter, kişinin dünyayı görüş, algılama ve yaşamla baş etme biçimin birey ve çevre arasındaki etkileşim içinde gelişen, sürekli, tutarlı, kalıplaşmış, sonradan kazanılmış lakin değişmeye dirençli davranışsal özelliklerdir. Huy(mizaç) ise doğuştan gelen, daha biyolojik temeli olan yatkınlıklara bağlı davranış eğilimleridir. Yaşam boyunca çok az oranda değişen yapısal özellikler, kişiye özgü ruhsal faaliyetler ve davranışsal tepki verme tarzlarıdır. Kişiliğin otomatik olarak kendini gösteren emosyonel, motivasyonel ve adaptif davranışlarının yapısal çekirdeğinde yer alır.
Kişilik bozukluğunun tanımını yapmak oldukça güçtür. Psikiyatride tanı tartışmasına en çok yol açan alanın kişilik bozuklukları olduğu söylenebilir. Bu tarz tartışmaları en aza indirebilmek amacıyla, Amerikan Psikiyatrı Birliği (APA) tarafından yayınlanan “Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disordersn (Mental Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı)” yaygın bir şekilde psikiyatrik hastalıkların tanısında kullanılmaktadır. Kitap, ruhsal bozuklukların tanısı için açıklamalar, semptomlar ve diğer ölçütler içermektedir. İlk defa 1952’de yayımlanmıştır. Son baskısı 18 Mayıs 2013 tarihinde yayımlanan DSM-V ’tir. Kullanılan bu sınıflayıcı DSM modeli yetersizliklerine rağmen klinisyenler arasında ortak bir dil oluşturma açısından oldukça yararlıdır. Tanı kriterleri için bir referans kaynağı olan DSM- V 'e göre Kişilik bozukluğu (KB); kişinin kendi kültürüne göre, beklenen normlardan belirgin olarak saparak dışına çıkan, süregiden bir davranış ve iç yaşantılar örüntüsüdür. Bu örüntü doğrultusunda, bir kişilik bozukluğunun genel tanı ölçütü olarak;
1.
Biliş (kendini, diğer insanları idrak edişte ve
değerlendirişte, olayları algılama ve yorumlamada, hafızada, muhakemede
arızalar)
2.
Duygulanım
(duygusal tepkilerin aralığı, yoğunluğu, değişkenliği ve duruma ve ortama
uygunluğu)
3.
Kişilerarası
işlevsellik (kişiler arası münasebetlerde tutarsızlık ve dengesizlikler, uyuma
yönelik işlevler)
4. Dürtü denetimi (fevrilik, saldırganlık, ahmakça sapkınlıklar) alanlarından en az iki tanesinde kendini gösterir.
Benliğe yerleşmiş olan bu
davranış örüntüleri iş yaşamında, kişilerarası etkileşimlerde, klinik ve
toplumsal açıdan ciddi sıkıntılara yol açar. Esneklikten yoksun, işlevsellikte
azalmayla karakterize ve kalıcıdır. Kişilik bozukluklarını kişilik yapısından
ayıran faktör, kişisel özelliklerdeki aşırılık derecesidir.
Kişilik bozuklukları sık ve kroniktir. Dünya
Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından yapılan bir araştırmaya göre herhangi bir
kişilik bozukluğu için prevalans %6,1 olarak saptanmıştır. A, B ve C kümesi
kişilik bozuklukları sırası ile %3,6, %1,5, %2,7 oranlarında bulunmaktadır
(Amerikan Psikiyatri Birliği, 2013). Türkiye’ye özgü epidemiyolojik çalışmalar
henüz yetersiz olmakla birlikte, kişilik bozukluklarının ülkemizin kentsel
yörelerinde, batıdaki kadar sık olduğunu düşündüren bulgular bulunmaktadır. Kişilik
bozuklukları; gençlerde, işsizlerde, yalnız yaşayanlarda, tecavüz suçlularında,
ilaç bağımlılarında, evliliklerinde zorluk yaşayanlarda, düşük eğitim düzeyi
olanlarda, mahkumlarda, şiddet içeren veya içermeyen suç işleyenlerde ve
erkelerde daha sık olarak bildirilmiştir (Watson & Sinha, 1998). Çevresel
faktörlerin önemi kadar çocukluk döneminde kötü muamele ve diğer travmatik
deneyimlerin ve biyolojik unsurların da kişilik bozukluklarının etyolojisinde
rol oynadığı bildirilmektedir. Kişilik bozukluklarının başlangıcı genellikle
ergenlik ya da erken erişkinlik dönemlerine kadar uzanır. Birey, çocukluk ve
ergenlik döneminde eksiklikler/travmalar/bozukluklar yaşarsa, doğuştan
getirilen niteliklerin de katkısıyla gelişim süreci etkilenir ve kişiliğin
oluşma ve örgütlenme süreci kesintiye uğrar. Farklı kişilik bozukluklarının
kadın ve erkeklerde görülme oranları da farklıdır. Erkelerde Paranoid, Şizoid, Şizotipal,
Antisosyal, Narsisistik, Obsesif Kompulsif Kişilik Bozukluğu (OKKB), kadınlarda
ise Borderline, Histriyonik, Bağımlı Kişilik Bozukluğu daha sık
gözlemlenmiştir.
DSM 5’te kişilik bozuklukları;
1.
A Kümesi Kişilik Bozuklukları (Kuşkucu (Paranoid)
Kişilik Bozukluğu, Şizoid Kişilik Bozukluğu ve Şizotipal
Kişilik Bozukluğu)
2.
B Kümesi Bozuklukları (Antisosyal Kişilik
Bozukluğu, Sınırda (Borderline) Kişilik Bozukluğu, Histrionik Kişilik Bozukluğu
ve Narsistik Kişilik Bozukluğu)
3. C Kümesi Kişilik Bozuklukları (Çekingen Kişilik
Bozukluğu, Bağımlı Kişilik Bozukluğu ve Takıntılı-Zorlantılı
(Obsesif-Kompulsif) Kişilik Bozukluğu, Pasif-Agresif kişilik bozukluğu,
Depresif kişilik bozukluğu) (APA 2014)
4.
Sınıflanamayan kişilik bozuklukları (Pasif-Agresif
kişilik bozukluğu, Depresif kişilik bozukluğu..)
1. A KÜMESİ KİŞİLİK
BOZUKLUKLARI
1.1) Kuşkucu (Paranoid) Kişilik
Bozukluğu: Görülme sıklığı genel toplumda %0,5-2,5’tir. Temel özelliği başkalarının
davranışlarını kötü niyetli olarak yorumlayıp sürekli bir güvensizlik ve şüphecilik
içinde olmalarıdır. Ailesinde şizofreni ve sanrılı bozukluğu olanlarda,
erkeklerde kadınlara göre daha sık görülür. Bireylerde
aşağıdakilerden en az dördünün olması ile belirlenen tanı kriterleri ve semptomları
olarak;
- • Yeterli temeli olmadan başkalarının kendisini sömürdüğünden, aldattığından veya zarar verdiğinden şüphelenme,
- • Yakın ve sıcak davranışlara karşı duyarsız kalma,
- • Arkadaşlarının ya da çalışma arkadaşlarının kendisine olan bağlılıkları ya da güvenilirlikleriyle ilgili yersiz kuşku,
- • Sıradan sözlerden ya da olaylardan aşağılama, göz korkutma anlamı çıkarma,
- • Kendi hata ve zayıflıklarını kabul etmeme,
- • Söylediklerinin kendisine karşı kötü niyetle kullanılacağından yersiz yere korktuğundan ötürü başkalarına açılmak istememe,
- • Aşırı alınganlık, hassasiyet ve üzerine alınma düşünceleri (aslında yokken çevresinde olan bitenlerin kendisiyle ilgili olduğuna dair inanç, sözlerde gizli anlam olduğuna dair inanç),
- • Aşırı huzursuz olma hali,
- • Olayları saldırıya uğrama paranoyalarına uyacak şekilde yorumlama, sürekli tehdit altında hissederek tetikte olma,
- • Kim tutma eğilimi,
- • Kendisiyle uğraşıldığı, arkasından iş çevrildiği inancı, eleştirilere çok duyarlı olma,
- • Özerkliklerine yönelik tehdit algılamaları halinde zorunluluklara karşı direnme (ekip çalışmasında uyumsuzluk, sorumluluk paylaşamama),
- • Yersiz yere karakterine veya itibarına saldırıldığı yargısına varma ve öfkeyle karşısındakine düşmanca tepki gösterme,
- • Haksız yere karısının/kocasının veya sevgilisinin sadakatsizliğiyle ilgili yineleyici ve yersiz kuşkulara kapılma gibi davranışları vardır.
Paranoid kişilik
biçimi ve bozukluğu arasındaki farklar;
|
Biçim |
Bozukluk |
|
İyi bir dinleyici ve gözlemcidirler. |
Gizli anlamlar ve art niyet ararlar. |
|
Eleştirileri
önemser, dikkate alırlar. |
Eleştirileri
tehdit olarak görürler. |
|
İlişkilerde uyanıklardır, sağlam bir
ilişkinin gerçekleşmesinin zor olduğuna inanırlar ve buna önem verirler. |
Sağlam bir ilişkiye inanmazlar,
ilişkilerde zarar göreceklerinden emindirler. Sürekli partnerlerinin
sadakatini sorgularlar. |
|
Eleştiriler
karşısında denetimi elden bırakmadan yapıcı bir tutum sergilerler. |
Çabuk
öfkelenirler, karşı saldırıya hazırdırlar. |
Tedavi;
•
İlaç tedavisi + psikoterapi ile tedavi görürler.
Tedavide terapistle kurdukları güven ilişkisiyle paralel olarak düzelme
sağlanabilir veya sonlandırılır.
•
Uzun süreli ve düzenli psikoterapi (psikoanalitik
psikoterapi, destekleyici psikoterapi, grup terapisi, aile terapisi) tedavinin
esasını oluşturur.
•
Paranoid bireylerle sürdürülen psikoterapinin esas
hedefi, bireylerin, sorunlarının kaynaklarının dışarıdan gelmekte olduğu
algısının, içeriden kaynaklandığı gerçeğine dönüştürülmesi olmalıdır. Bu
dönüşüm acele edilmeden ve her bireye özgü değişik bir zaman çizelgesi
içerisinde gerçekleştirilmelidir. PKB' da iç görünün nadiren kazanılması
nedeniyle uzun dönem tedavi başarısı yetersizdir.
•
Farmakolojik (İlaçlı) Tedavi, Transmanyetik Uyarım
Tedavisi (TMU), Nöromodülasyon, Deep TMU, EKT gibi yöntemler ile tedavi
edilmektedir.
• Paranoid kişilik bozukluğu olanlarda tıpkı şizoid ve şizotipal kişilik bozukluğu olanlar gibi nadiren tedavi için başvururlar. Başlangıçta olası tek yöntem bireysel terapidir. Bazen hasta grup terapisini tolere edebilir. Fakat hasta seçiminde çok dikkatli olunmalıdır.
1.2) Şizoid Kişilik
Bozukluğu: Şizofrenik
yakınları olanlarda ve erkeklerde kadınlara oranla daha sık görülür. Bu
kişilerin temel özellikleri; toplumsal ilişkilerinin zayıf olması ve
başkalarının yanında duygularını ifade etmekten kaçınmalarıdır. Genellikle genç
yetişkinlik döneminde başlamaktadır. Psikanalatik kurama göre şizoid kişilik
bozukluğu, çocuğun sevgiyi vermeyi ve almayı öğrenemediği anne-çocuk
ilişkisinden kaynaklanır, çocuk ilişkileri ve duyguları tehlikeli olarak görür.
Bu nedenle kendi duygularından ve diğer insanlardan izole kalmayı tercih eder. Görülme
sıklığı ile ilgili araştırmalar yetersizdir. Çünkü, araştırmalara katılmak
istemeyecekleri gibi klinik başvuruları da çok azdır. Çoğu şizoid, kendi
halinden memnundur ve sürdürdüğü yaşam tarzını doyurucu bulur. Şizod kişilik
bozukluğuna sahip bireyler ilaçla tedavi yaklaşımlarına en çok direnen kişilik
yapılarından biridir. Bireylerde aşağıdakilerden en az dördünün olası ile
belirlenen bozukluğun tanı kriterleri ve semptomları;
•
Ailenin bir parçası olamadıkları gibi ne yakın
ilişkilere girmek ister ne de yakın ilişkilerden haz duyarlar.
•
Her türlü kişilerarası ilişkiden kaçınırlar.
•
Neredeyse her zaman tek başına etkinlikte bulunmayı yeğlerler.
•
Keyif aldığı etkinlik sayısı çok kısıtlıdır ya da hiç
yoktur.
•
Duygusal olarak soğuk, kopuk ve tekdüze duygulanımları
vardır.
•
Cinsel yakınlaşmaya çok az ilgi duyar.
•
Kendilerine bakım ve ilgileri düşük yahut özensizdir.
•
Birinci derece akrabaları dışında yakın arkadaşları,
sırdaşları yoktur.
•
Başkalarının övgü, yergi ya da ilişkilerine karşı kayıtsızdır.
• Toplumsal açıdan soğuk ve uzaktırlar, yalnızlığı tercih ederler.
Şizoid kişilik biçimi ve
bozukluğu arasındaki farklar;
|
Biçim
|
Bozukluk
|
|
Arkadaşlık gereksinimleri azdır. |
Akrabaları dışında çevrelerinde kimse
yoktur. |
|
İnsan
ilişkileri ve etkileşimleri sınırlıdır. |
Birkaç
belirli uğraşları dışında ilgilendikleri bir şey yoktur. Hemen her zaman tek
bir uğraşları vardır. |
|
Duygulanımları genellikle nötrdür. Sakin,
serikanlı, telaşa kapılmayan ve duygularını seyrek gösteren kişilerdir. |
Duygusal soğukluk, kopukluk ya da tekdüze
duygulanımları vardır. Hiçbir güçlü duygularını (öfkelenme, hoşlanma)
göstermezler. Olaylara duygusal katılımları yoktur. |
|
Cinsel
gereksinimlerine göre davrandıkları pek görülmez. Cinsellikten hoşlansalar
bile, yokluğunda rahatsız olmazlar. |
Cinsel
uğraşları yoktur veya cinsel deneyim yaşama istekleri olsa bile kendilerini
engellerler. |
|
Övgü ve eleştirilerden pek
etkilenmezler. |
Övgü ve eleştiriye karşı aldırışsız bir
tutum sergilerler. Duygusal iniş çıkışları ve duygusal katılımları çok
düşüktür. |
Tedavi;
•
Şizoid kişilik bozukluğu olan kişiler genellikle tedavi
için başvurmazlar.
•
ŞKB tedavisi esas olarak psikoterapiden oluşur, ancak
hastalar genel olarak uzun dönemli bir tedavi için gerekli motivasyonu
göstermezler.
•
Başlangıçta bireysel psikoterapi, kullanılabilecek tek
yöntemdir. Ancak hasta tolera edilebiliyorsa, grup terapisi ile başarılı
sonuçlar elde edilebilir.
•
Kişi değerlendirilirken kültür geçmiş dikkate
alınmalıdır.
• Şema Terapi: Şema terapide şemalar genellikle çocuklukta oluşmuş ve kendisini sürekli tekrar eden duygu, düşünce ve davranış kalıpları olarak görülür. Bu ekol bilişsel ve davranışçı ekoller arasında yer alsa da çocuklukta oluşan şemaların farkındalığını sağlamak için kısmi olarak psikanalizden bir parça da almıştır. Ayrıca bu ekol hastaları hasta olarak değil "danışan" olarak tanımlar. Danışan şizoid bireyin şemasının çocuklukta yaşadığı yoksunluğun farkındalığını sağlamaya çalışır. Ancak terapiyi geçmişin ele alınması olarak ibaret görmez. Danışanın günümüzdeki ilişkilerinde yaşadığı duygusal yoksunlukların da farkındalığını sağlamaya çalışır. Tekrarlayan örüntülere karşı danışanı harekete geçirmeye çalışmak esastır. Danışanın duygusal, düşünsel ve davranışsal tüm varlığıyla şema örüntülerine karşı durması sağlanmaya çalışılır. Şema aniden yok olmaz. Yıllar içinde yavaş yavaş parçalanarak yok edilebilir. Şemanın her tetiklenmesinde danışanın yüzleşmesi çok önemlidir.
• Dinamik Psikoterapi: Kendilik bozukluklarının Masterson ekolü yorumuna göre gerçek kendilik bozuk örüntülerin altında potansiyel olarak bulunmaktadır. Terapinin amacı bozuk örüntüleri temizleyip gerçek kendiliğin ortaya çıkarılmasıdır.
1.3) Şizotipal Kişilik Bozukluğu: Genel
popülasyonda görülme sıklığı %3’tür. Temel özelliği, değişik koşullarda ortaya
çıkan bilişsel ya da algısal çarpıklıklar ile alışılmışın dışında davranışlar ve
sosyal izolasyon görülmesidir. Genellikle genç erişkin döneminde başlar.
Şizofrenik hastaların birinci yakınlarında (%15 oranında-Tsuang ve ark. 1999.)
daha sık görülmektedir. Erkeklerde daha sık ortaya çıkar. Bireylerde
aşağıdakilerden en az beşi ile belirlenen hastalığın yaygın tanı örüntüsü ve
belirtileri;
•
Kültürel değerlerle uyumlu olmayan tuhaf inanışlara,
değişik davranış biçimlerine ve büyüsel düşüncelere sâhiplerdir.
•
Düşünce ve davranışlarında garip olağandışı özellikler,
büyüsel, tuhaf, telepatik inançları olan anlaşılmaz kişilerdir.
•
Sıra dışı, acayip idrak, düşünce, konuşma ve
davranışları vardır.
•
Yineleyici illüzyonları, büyüsel ve telepatik
düşünceleri ve referans fikirleri (tesadüfi ve nötr olaylar ya da koşulların
kendileriyle ilgili olduğuna inanma) vardır.
•
Toplum tarafından dışlanma ve aşağılanma korkusu
yaşarlar.
•
Uygunsuz veya sınırlı duygulanıma sahiptirler.
Davranışları düzenli değil, değişkendir.
•
Toplumsal ve kişilerarası yetersizlik mevcuttur. Birinci
dereceden akrabalar dışında yakın arkadaşları veya sırdaşları yoktur.
İlişkileri kısıtlıdır.
•
Şüpheciliği ve güvensizliği nedeniyle belirgin şekilde
sosyal açıdan gerginlik duyarlar.
•
Bedensel illüzyonları içeren olağandışı algısal
yaşantılar içinde olabilir (elini olduğundan daha ağır hissetmek).
•
Çok yakın toplumsal ilişki kurmak istemezler. Herkesle
çok yakın veya uzak olabilmektedir.
•
Konuşmaları olağana aykırıdır. Çevresel konuşurlar,
düşüncelerini belirli bir düzen dahilinde anlatamazlar. Konuşmaları
bağlantısız, belirsiz ya da çok ayrıntılı olabilir.
• Mezheplere katılabilir, büyücülük ya da olağan dışı dinsel uygulamalar içinde olabilirler.
Şizotipal kişilik biçimi
ve bozukluğu arasındaki farklar;
|
Biçim
|
Bozukluk |
|
Kendi inanç ve duygularına takılmıştır. |
Başkalarına odaklı kuşkucu düşünceleri,
uygunsuz ve kısıtlı duygulanımları vardır. |
|
Başkalarını
yakından gözlerler. Başkalarının kendilerine nasıl davranacağına karşı
duyarlılardır. |
Aşırı
toplumsal kaygıları vardır. Tanıdıklarının olmadığı toplumsal durumlarda çok
rahatsız olurlar. |
|
Soyut ve kurgusal düşünmeye
yatkınlardır. |
Davranışlarına yansıyan tuhaf
inanışları, büyüsel düşünceleri vardır. (Telepati, altıncı his, geleceği
görme gücü) |
|
Gizemli,
duyum ötesi, doğaüstü konularla ilgilidirler. |
Olağan
dışı algısal yaşantıları olur (yanılsamalar, ölen birinin varlığını
duyumsama). |
|
Toplumsal değerleri göz önünde
bulundurmaksızın ilginç ve olağandışı bir yaşam biçimleri vardır. |
Acayip, apayrı, aykırı kişilerdir.
Saçları başları dağınık, olağandışı kişilik özellikleri ve davranışları olan,
kendi kendilerine konuşan, kimseye benzemeyen kişilerdir. |
|
Genellikle
yalnız yaşayan, bağımsız, arkadaşlık gereksinimleri az olan kişilerdir. |
Birinci
derecede akrabalarının dışında çevrelerinde kimse yoktur. Yakın arkadaşları
ya da sırdaşları yoktur. |
Tedavi:
- • Uzman kişi birey için en uygun tedavi biçimini psikofarmakolojik ve psikoterapötik olarak belirleyecektir.
- • Psikoterapi çok az yarar sağlar.
- • Grup psikoterapisinde başarı şansı bireysel terapiye oranla daha fazladır. Sadece tolere edebilecek hastalar grup terapisine alınır.
- • Şizotipal kişilik bozukluğu olan hastalar, sosyal anksiyete ve bir dereceye kadar paranoid özellikleri nedeniyle genellikle tedaviden kaçarlar.
- • Şizotipal kişilik bozukluğunun temel tedavi ilkesi şizoid kişilik bozukluğundan farklı değildir.
- • Genellikle uyumlu ilişki kurulması zor olmaktadır. Yüzleştirici ya da doğrudan yorumlayıcı teknikleri tolere edebilmeleri zordur. Destekleyici yaklaşımlardan faydalanırlar.
- • Bazılarında tuhaf dini uygulamalar bulunmaktadır ve hasta bunları gizleyebilir. Terapist hastayı yargılayıcı ve alaya alıcı davranmamalıdır.
- • Hastalar bilişsel davranışçı ve grup terapileriyle sosyal ilişkilerinin gelişimi konusunda cesaretlendirilir.
- • Çeşitli çalışmalarda düşük doz antipsikotik kullanımının olumlu etkileri gösterilmektedir. Bu tedavi ile hastalardaki anksiyete ve psikoz benzeri belirtiler azaltılmaktadır. Özellikle psikotik de kompanzasyonu olan hastalarda antipsikotik kullanımı gereklidir.
- • Antidepresan ilaçlar depresyonun varlığında kullanılmalıdır. Farmakoterapi psikoterapi ile birleştirilmelidir.
2. B KÜMESİ KİŞİLİK
BOZUKLUKLARI
2.1) Antisosyal
(Dissosyal) Kişilik Bozukluğu: Görülme sıklığı erkeklerde %3-7
arasında kadınlarda ise %1 dolaylarındadır. Temel özelliği başkalarının
haklarını saymama ve başkalarının haklarına tecavüz etmeye yönelik saldırgan davranışları
göstermeleridir. Antisosyal
şahıs, suçluluk veya merhamet duygusu izhar edebilir yahut özürler ve
mantıklılaştırmalar beyan edebilir. Başkalarının hislerine duyarsız olmakla karakterize
edilir. Anne-babasız büyümüş çocuklarda, örneğin sokakta ya da yetiştirme
yurtlarında büyümüş ya da tutarlı bir ebeveyn eğitimi görmemiş çocuklarda
ileride bu bozukluğun ortaya çıkması olasılığı daha yüksektir. Babada alkolizm
olması, çocukken cinsel ya da fiziksel olarak sömürülmüş olma ve çocuklukta
dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olması diğer yatkınlaştırıcı
etkenlerdir. Kişi en az 18 yaşındadır. Manipülatif davranan kişilerdir.
Antisosyal kişilik bozukluğu hastalarının %80’inde madde kötüye kullanımı gözlenir.
Bu hastalar terapiye ihtiyacı olduğuna inanmamaya eğilimli kişilerdir. Bireylerde
aşağıdakilerin en az üçü ile belirli, 15 yaşından beri süregelen davranış
bozukluğunun yaygın tanı örüntüsü ve belirtilerinde;
- • Başkalarının ihtiyaçlarını veya duygularını dikkate almama,
- • Sık yalan söyleme, çalmak ve başkalarını dolandırma,
- • Olası tehlikeleri düşünmeden riske girme ve heyecan arama,
- • Alkol veya uyuşturucu madde suiistimali,
- • Takma ad kullanma,
- • Sürekli bir işinin olmaması, parasal yükümlülüklerini yerine getirmeme,
- • Engellenmişliğe karşı düşük tolerans düzeyi,
- • Suç işlemeye meyilli olma (küçük yaşta hayvanlara karşı saldırganlık),
- • Tutuklanması için zemin hazırlayan eylemlerde tekrar tekrar bulunmakla karakterize, yasalara uygun toplumsal davranış biçimine ayak uyduramama,
- • Diğer kişilerin haklarını veya sınırlarını (mülki, fiziksel, cinsel, duygusal, hukuksal) ihlal etme eğilimi,
- • Rastgele cinsel ilişkiye girme,
- • Agresif ve sinirlilik hali, sıklıkla saldırganca, şiddet içeren davranışlar sergileme,
- • Kendini veya başkalarının güvenliğini göz ardı etme,
- • Mükerreren bir sorumsuzluk gösterme, sorumluluk almak istememe, yasal sorumluluklarını yerine getirmeme, kolay sıkılma,
- • Hatalarını kabul etmekten ziyade diğerlerini suçlama,
- • Dürtüsel olma, tutarsızca sorumsuz davranışlarda bulunma,
- • İlişkilerinin kısa süreli ve geçici olması,
- • İtkisellik veya gelecek için tasarılar yapmama, düşüncesizce davranma,
- • Yaptıklarından pişman olmama,
- • Başkasına zarar vermiş, kötü davranmış veya başkasından bir şey çalmış olmasına karşı ilgisiz olma veya yaptıklarına kendince mantıklı açıklamalar getirmeyle belirli olmak üzere vicdan azabı çekmeme (ibret alamama) gibi davranışlar gözlemlenir.
Antisosyal kişilik biçimi ve bozukluğu arasındaki farklar;
|
Biçim
|
Bozukluk
|
|
Bir yere bağlı olmadan çalışmayı tercih
ederler, becerileriyle mesleki başarılara ulaşabilirler. |
Belirli bir işi, sorumluluğu olan bir
projeyi sürdürmekte güçlük çekerler. |
|
Kendi
değer yargılarına göre hayatlarını idâme ettirirler. Başkalarının ve toplumun
değer yargılarından pek etkilenmezler. |
Yasalar
aykırı tutuklanmalarını gerektirecek davranışlar sergiler, eylemlerde
bulunurlar. |
|
Para konusunda cömerttirler. |
Parasal yükümlülüklerini yerine
getirmedikleri sık görülür. |
|
Günübirlik
yaşamaya eğilimlidirler. |
Geleceği
tasarlayamazlar, belirli bir işi ayarlamadan işlerini bırakıp gidebilirler. |
|
Tatlı dillidirler, sosyal çevre kurma
ve arkadaş edinme konusunda beceriklidirler. |
Sürekli yalan söyleme eğilimindedirler,
çıkar ve zevkleri için insanları kullanırlar. |
|
~
Seri katillerde genellikle antisosyal kişilik bozukluğunun varlığı söz konusu
iken; antisosyal kişilik özelliğinde olan kişiler daha basit suçlar işleyerek
yine toplumsal değerleri hiçe sayan kişiler olarak tanımlanır. |
|
Tedavi:
•
ASKB’ye sahip bireyler, tedavi ortamında dahi yalan söyledikleri,
hırsızlık yaptıkları, tehdit ettikleri ve sorumsuz davranışlarda bulundukları
için tedavi umudu en az olan kişilik bozukluğudur. Tedavi amacıyla bir genel
psikiyatri servisine yatırılmaları faydadan çok zarar verir. Agresivite
nöbetlerini kontrol etmek amacıyla psikiyatrik ilaçlar kullanılabilir.
•
Bu kişilere katı kurallar getirilmesi temel noktadır ve
genellikle hastane servisleri hastaların davranışlarının denetlenebildiği
yegâne yerlerdir.
•
Batıda, cezaevi
koşullarında uygulanan bazı davranışçı “düzeltme” programlarının yararlı olduğu
ileri sürülmüştür. ASKB olan bireyler durumlarından dolayı nadiren yardım
isterler. Bu kişileri tedavi etme girişimleri genellikle hayal kırıklığı
yaratan sonuçlar doğurur. Diğer yandan belirli tedavi girişimleri (stres, öfke
kontrolü, vb.) vasıtasıyla şiddet davranışı da dahil spesifik belirtilerle başa
çıkılabilir.
•
Daha az otorite bulacaklarından, grup terapisi,
bireysel terapiye göre daha yararlıdır.
•
Askerlik veya cezaevi gibi kısıtlanmış ortamlarda
depresif ve içsel endişeler su yüzüne çıkabilir. Bu gibi ortamlarda kişinin
kendisiyle ilgili konfrontasyonlar, antisosyal kişinin davranışlarını
değiştirebilir. Antisosyal kişilerin gelecekleriyle ilgili umut vaat eden
psikoterapistlerle terapötik uyum sağlamaları dikkat çeken bir durumdur. Bu
durum bu kişilerin tehlikeli olaylardan sonuç çıkaramayacağı şeklindeki
geleneksel düşünceyle zıtlık oluşturmaktadır.
• En faydalı tedaviler toplumda yüksek riskli suçluları hedefleyen beceri merkezli ve davranışçı terapilerdir. Erişkin suçlularda etkili tedavilerle ilgili yapılan çalışmalarda iyi tasarlanmış ve uygulanmış programların yeniden suç işleme eğilimlerini azalttığı bildirilmiştir. ASKB’nin hastaneye yatıştan cevap alma olasılığı düşüktür. Diğer yandan tedavi edilebilir anksiyete veya depresyon varsa gidişat düzelebilir. ASKB olan hastalar olmayanlara göre alkol ve madde rehabilitasyon programlarına da daha kötü yanıt verirler. ASKB olan kişi ile psikoterapist arasında erken bir bağ oluşması tedavi gidişatını etkileyecektir.
2.2) Sınırda (Borderline)
Kişilik Bozukluğu: Görülme
sıklığı %1-2 dolaylarında iken psikiyatri kliniklerindeki kişilik bozukluğu
vakalarının %30-60’ını oluştururlar. Kadınlarda, erkeklerden 3 kat daha fazla
görülür. Bu kişilerin %90’ında başka bir psikiyatrik rahatsızlık daha görülür. Ortaya
çıkmasının nedenleri arasında çocuklukta yaşanılan fiziksel, duygusal, cinsel
istismar başta gelir. Temel özellikleri, terk edilmeye aşırı duyarlılık,
kendine zarar verici davranışlar, insanlar arası ilişkilerde, kimlik duygusunda
ve duygulanımda tutarsızlıklarla birlikte dürtülerini kontrol etmekte zorluk
çekmeleridir. Bireylerde aşağıdakilerden en az beşi ile belirlenen, erken
erişkinlikte başlayan, kişilerarası ilişkilerde, benlik algısında ve
duygulanımda tutarsızlıkla karakterize edilen bozukluğun tanı örüntüsünde ve semptomlarında;
•
Yalnızlıktan veya terk edilmekten korkma, gerçek ya da
hayali bir terk edilmekten kaçınmak için abartılı bir çaba gösterme,
•
Uygunsuz, yoğun ve kolay sinirlenme, sık ve yoğun
yaşanılan öfke nöbetleri, öfkesini denetlemekte güçlük çekme,
•
Gözünde aşırı büyütme (göklere çıkarma)-yerin dibine
sokma uçları arasında tutarsızca gidip gelen, gergin ve tutarsız ilişkilerin
olması (kendileriyle ya da diğerleriyle olan düşüncelerinin pozitif ve negatif
yanlarını bütünleştiremezler, ya tam-iyi ya da tam-kötü olarak görerek bu iki
fikir arasında gidip gelirler),
•
Neredeyse her zaman bunalım içinde olma,
•
Çabucak düş kırıklığına uğrama,
•
Güvensiz seks, kumar ya da sürekli yeme gibi yoğun dürtüsel
ve tutarsız davranışlar,
•
Kararsız veya kırılgan özgüven,
•
Kuralları sevmeme,
•
Kararsız ve yoğun, kaotik ilişkiler, çalkantılı
iletişim,
•
Duygu durumda belirgin tutarsızlık,
•
Mikropsikotik davranışlar, disosiyatif belirtiler,
•
İntihar davranışı veya kendine zarar verme eğilimleri,
•
Kimlik karmaşası yaşama (belirgin ve sürekli, tutarsız
bir benlik algısı),
•
Kendine kötülüğü dokunacak en az iki dürtüsellikte (para
harcama, cinsellik, madde kötüye kullanımı, güvensiz araç kullanma vb.)
bulunma,
•
Süreğen bir boşluk hissi,
•
Strese bağlı paranoya,
•
Yineleyici intihar davranışları, girişimlerinde bulunma
ya da göz korkutma, kendine zarar verme davranışları gözlemlenir.
Sınırda (borderline)kişilik biçimi ve bozukluğu arasındaki farklar;
|
Biçim
|
Bozukluk
|
|
İlişkilerinde ihtiraslı, hayatındaki
kişiye odaklı tutkulu bir bağlılık hali gösterirler. |
Gözünde aşırı büyütme ve yerin dibine
sokma uçları arasında gidip gelen tutarlılığı olmayan, derin ilişkilere
sahiptirler. |
|
Her şeyi
yürekten yaparlar, duygulanımları yoğundur. Duygusal yönden aktif ve
tepkiseldirler. |
Duyguların
yoğunluğu ile başa çıkamazlar, sıkça kendine zarar verecek girişimlerde (özkıyım
girişimleri, madde kullanımı, cinsellik gibi) bulunurlar. |
|
Yaratıcı, yaşam dolu, hareketli, çekici
ve alımlı olabilirler. Çekinmeyen, eğlenceye meraklı, özgür ruhlu kişilik özellikleri
gösterirler. |
Uygunsuz ve çalkantılı duyguları
vardır. Yoğun öfke gösterirler. Öfke patlamaları yaşarlar ve öfke kontrolü
sağlayamazlar. |
|
Yeniliklere
açık, dinamik kişilerdir. Geniş hayal gücüne sahiptirler. Farklı kültür ve
değerlere karşı merakları vardır. |
Benlik
algısı, cinsel yönelim, ileriye yönelik gayeler, uzun süreçli amaçlar ya da
meslek seçimi, seçilen arkadaşlar ve değer konusunda belirsizlik
yaşayabilirler. Devamlı boşluk duygusu içerişindirler. |
|
Yalnızca bir kişiyle, yoğun bir
bağlılık ile derin bir ilişki yaşamaya heveslilerdir. |
Gerçek ya da hayali bir terk edilme
kaygısı yaşarlar, terkedilişten emindirler ve engellemek için aşırı uğraş
sarf ederler. |
Tedavi;
•
Zor vakalardır.
•
Borderline kişilik bozukluğunda uygulanabilecek
en etkin tedavi yöntemi psikoterapidir. Psikoterapide ilaç ve terapi ile tedavi
görürler. Kişinin savunma düzenekleri, düşünce şemaları yeniden
yapılandırılmalıdır. Ayrıca dürtüsel davranışlar ve duygudurumu düzenlemeye
yönelik medikal tedaviler de uygulanabilir.
•
Bunların dışında borderline kişilik bozukluğuyla
beraber görülen diğer psikiyatrik rahatsızlıklara (depresyon, kendine zarar
verme davranışları, yeme bozuklukları, alkol/ madde kullanımı, anksiyete
bozuklukları) yönelik uygun tedavi sağlanmalıdır.
• Terapiyle beraber gerek görüldüğü taktirde ilaç tedavisi de sürece eklenir. Farmako Terapi ile mizaç ve davranış alanlarında klinik olarak önemli iyileşmeler sağlanabilir.
2.3) Histrionik Kişilik
Bozukluğu: Genel popülasyonda görülme sıklığı %2-3 arasındadır.
Psikiyatri kliniklerinde ise: %10-15'tir. Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından
genellikle yetişkinliğin ilk dönemlerinde başlayan, aşırı duygusallık ve dikkat
çekmek, çevresi tarafından onay arama ve ilgilenilme ihtiyacının yüksekliği ile
kendini belli eden kişilik bozukluğu olarak
tanımlanmıştır. Bozukluğun sebebi bilinmemektedir fakat bir yakınının ani
kaybı, aile içinde sürekli kaygı doğuran bir hastalık bulunması, ebeveynlerin
boşanması ve genetik sebeplerin etkili olabileceği düşünülmektedir. Bozukluğun
temel özelliği hemen her alanda aşırı duygusallık ve ilgilenilme arayışı içinde
olmalarıdır. Davranışları impulsiftir ve baştan çıkarıcı tavırları çok doğrudan
ve estetikten uzaktır. Tüm davranışları, övgü almak ve beğeni toplamaya
yöneliktir. Bu nedenle histrioniklerin jest, mimik ve konuşmaları canlı,
dramatik ve abartılıdır (“teatralizim”). Sanki bir tiyatro sahnesinde rol yapan
bir oyuncu gibilerdir. Dışarıdan, hastanın kendi gibi davranmadığı ve “rol “yaptığı
izlenimini alınabilir. İlgi çekmek için söylediklerini abartır ya da uydurma
hikayeler anlatırlar. Bu bireylerin sağlık sorunlarını abartmaya eğilimli
oldukları, intihar ve kendine zarar verme girişimlerinde bulundukları
gözlemlenmiştir. Histrionik kişilik bozukluğu erkeklerden daha sık kadınlarda
teşhis edilmektedir fakat erkek hastalar da çoktur. Ölçütlerin kadınsı
özelliklere aşırı vurgu yapması nedeniyle, kadınların daha çok tanı aldığı
ileri sürülmüştür. Kadınlar cilveli bir şekilde davranırken erkekler
başkalarını övmede çok cömert davranırlar. Bireylerde aşağıdakilerden en az
beşi ile belirli, aşırı duygusallık ve ilgi çekme arayışı ile giden bozukluğun
yaygın tanı örüntü ve belirtilerinde;
•
İlgi odağı olmaktan, insanları etkilemekten hoşlanma,
ilgi odağı olmadığı durumlarda rahatsız olma,
•
İleri derecede telkine yatkın olma, kolay etki altına
alınabilir olma,
•
Fiziksel görünümü ön plâna çıkartmayı tercih etme, ilgi
çekmek için dış görünüşünü kullanma,
•
Egosantrizm(benmerkezcilik), kendine düşkünlük, sürekli
taktir arzusu ve ihtiyaçlarına ulaşmak için sürekli psikolojik manipülasyonda
bulunma,
•
Başkalarında bıraktıkları ilk izlenimleri sürdürememe,
•
Çabuk arkadaş olma ve çabuk reddedilmiş hissetme,
•
Hayal kırıklıklarına karşı düşük tolerans,
•
Eleştirilere ve onaylanmamaya karşı aşırı duyarlılık,
•
Olayları derinden değil, yüzeysel olarak hissetmek,
kolay etkilenme,
•
Hızlı değişen duygular, yüzeysel bir sıcaklık ve
yakınlık gösterme,
•
İlişkilerin olduğundan daha yakın olması gerektiğini
düşünme,
•
Ani kararlar alma,
•
Uygunsuz şekilde başkalarını cinsel yönden ayartma veya
baştan çıkarıcı, teşhirci davranışlar sergileme,
•
Başkalarını etkilemeye yönelik ayrıntıya girmeden
konuşma hâli, sürekli tatmin ve onay arayışında olma,
•
Yapmacık davranışlar sergileme (abartılmış beden ve yüz
hareketleri, gösteriş yapma), duygularını aşırı bir abartmayla (aşırı duygusal,
dramatik bir ruh halinde olma) gösterme gibi davranışlar gözlemlenir.
Histrionik kişilik biçimi ve bozukluğu arasındaki farklar;
|
Biçim
|
Bozukluk
|
|
Dış görünüşlerine ve bakımlarına özen
gösterirler. |
Dış görümlerinin gösterişli ve çekici
olmasıyla aşırı ilgilenirler. |
|
Neşeli
ve yaşam doludurlar. Eğlenmeyi severler. Hazlarını erteleyebilirler. |
Abartılmış
tepkiler ile duygularını gösterirler. Benmerkezcilik ve öz sevicilik
eğilimleri fazladır. Dürtüselliklerini baltalayamaz, hazzı erteleyemezler. |
|
İlgi odağı olma konusunda
yeteneklilerdir. |
İlgi odağı olmadıkları durum ve
ortamlarda huzursuz olurlar. |
|
Duruma
uygun duyguları yaşar ve ifade ederler. |
Duyguları
yapmacık, yüzeysel ve sığdır. İlgi çekme amacıyla durumla alakasız
davranışlar görülebilir. |
Tedavi;
•
Hem bireysel hem de grup psikoterapisi genel olarak
tercih edilecek tedavi yöntemleridir.
•
Psikoterapide psikanalitik-psikodinamik yöntemler veya
Bilişsel davranışçı terapi (BDT) oldukça fayda göstermektedir.
•
Terapist, hastanın histrionik davranışlarının altında
yatan gerçek duygularının farkına varmasına yardımcı olur.
•
Ek psikiyatrik bozukluklarda ilaç kullanımı
gerekebilmektedir.
• İlaç tedavisi, kötüye kullanım olasılığı akılda tutularak kısa tutulmalıdır. Dinamik yönetimli bireysel psikoterapiden yararlanabilirler.
2.4) Narsistik (Özsever)
Kişilik Bozukluğu:
Narcissus, Yunan mitolojisinde bir kahramandır. Kendine âşık olanlara
aldırmayıp, onları karşılıksız bırakan ve çok güzel bir peri kızı olan Echo, bir gün avlanan bir
avcı görür. Narcissus adındaki bu avcı çok yakışıklıdır. Echo bu genç avcıya
ilk görüşte âşık olur. Birgün ona yaklaşır ancak Narcissus bu sevgiye karşılık
vermeyerek, peri kızının yanından uzaklaşır. Echo bu durum karşısında günden
güne erir, kendisinden geriye kalan sesi kayalarda 'eko' dediğimiz yankılara dönüşmüştür.
Olimpos
dağında yaşayan tanrılar bu duruma çok kızar ve Narcissus'u
cezalandırmaya karar verirler. Günlerden bir gün av izindeki Narcissus susar ve
bir nehir kenarına gelir. Buradan su içmek için eğildiğinde, sudan yansıyan
kendi yüzü ve vücudunun güzelliğini görür. Daha önce fark edemediği bu güzellik
karşısında adeta büyülenir. Yerinden kalkamaz, seslenir ama cevap alamaz, elini
uzatır lakin dokunamaz, kendine âşık olmuştur. O ana dek kimseyi sevmediği
kadar, sevmiştir kendi görüntüsünü. O şekilde orada ne su içebilir ne de yemek
yiyebilir, aynı Echo gibi Narcissus da günden güne erimeye başlar ve orada
sadece kendini seyrederek ömrünü tüketir. Öldüğü gün yansımasını seyrettiği
yerde sapsarı, mis kokulu nergis çiçekleri
açar.
Narsizim(özsevi,
kendini sevmek) kötü bir duygu durumu değildir. Ruhsal sağlık ve psikolojik
denge için cinsellik, korku, üzüntü ve agresyon kadar normaldir. İnsan hayat
seyrinde sorunlarla başa çıkabilmek için kendini “ölçülüyü kaçırmadan”
sevebilmelidir.
Tahminlere göre toplumun %1 gibi bir kesiminde
görülmektedir. İlk kez 1968 yılında formüle edilen bu rahatsızlık megalomani olarak da
adlandırılır. Egosantrizmin oldukça
sert bir formudur. Genç erişkinlik döneminde başlayan ve değişik şartlar
altında ortaya çıkan bozukluğun temel özelliği davranış ve fantezide
büyüklenmecilik, üstünlük duygusu (hayallerde veya davranışlarda), beğenilme
gereksinmesi ve empati yapamamayla karakterize sürekli bir psişik örgütlenmenin
varlığı söz konusudur. Bireyin aşağıdakilerden en az beşi ile belirlenen
bozukluğun, büyüklenme, beğenilme gereksinimi ve eşduyum yapamama ile giden
yaygın tanı örüntü ve semptomlarında;
- • Kendini çok “önemli” ve “özel” hissetmek (özel ve eşi benzeri olmayan biri olduğuna inanma, başarılarını ve yeteneklerini abartma, yeterli bir başarı göstermeksizin üstün birisi olarak bilinmeyi beklemek, ancak başka özel veya toplumsal açıdan üstün kişilerin kendisini anlayabileceğine veya sâdece onlarla arkadaşlık etmesi gerektiğine inanma vs.),
- • Sınırsız başarı, güç, zekâ, güzellik ya da yüce sevgi düşlemleriyle uğraşma,
- • Hak ettiği duygusu içinde olma, başkaları tarafından kayırılmayı bekleme,
- • Küstah, kendini beğenmiş tavırlar sergileme, başkalarına saygısız davranışlarda bulunma,
- • Başarılı, güçlü ve kusursuz olmayı hedefleme,
- • Sürekli beğenilme ve övgü bekleme,
- • Kişilerarası ilişkileri kendi çıkarı için kullanma, kendi amaçları için başkalarının zayıf yanlarını kullanma,
- • Başka insanların duygularını ve ihtiyaçlarını anlayamama, eşduyum yapamama,
- • Karşılıklı bir etkileşim ve iş birliği içinde olmakta zorluk çekme,
- • Çoğu zaman başkalarını kıskanma veya başkalarının kendisini kıskandığına inanma gibi davranışlar gözlemlenir.
|
Biçim |
Bozukluk
|
|
Eleştirilere karşı duyarlıdırlar lakin
bunlarla başa çıkabilirler. |
Eleştirilmeye öfkeyle, küçümsemeyle
karşılık verebilirler. |
|
Düşüncelerini
iyi pazarlarlar. Ağızları iyi laf yapar. |
Özel bir insan
olduğuna inandıkları için karşıdan beklerler. Beklentilerini gerçek hayatta
bulamaz iseler, fantezide gerçekleştirirler. |
|
Rekabetçi kişilerdir. |
Hedef ve sonuçlarına ulaşmak için her
yolu geçerli sayarlar. |
|
Empati
duyguları geliştirilebilir. |
Başkalarının
da duygularının olabileceğini, üzülebileceklerini anlamazlar. Zor durumdaki
insanlara karşı bir acıma duygusu duymazlar. |
Tedavi:
- • Bireysel psikoterapi tercih edilmelidir.
- • Yararlı olduğu ileri sürülen tek tedavi psikanalitik bireysel psikoterapidir. Sonuçları tartışmalıdır. Tedavide kişiliğe ait ağır beklentiler, düşünceler ve davranışların uygun ve gerçekçi olanlarla değişimi, kişilerarası yaklaşımların düzeltilmesi ve kırılgan yapı üzerine çalışılır.
3. C KÜMESİ KİŞİLİK
BOZUKLUKLARI
3.1) Çekingen Kişilik
Bozukluğu: Diğer isimleri Avoidant Kişilik Bozukluğu-Kaçıngan
Kişilik Bozukluğudur. İlk kez 1969 yılında Theodore Millon tarafından
tanımlanmıştır. Toplumda %0,5-1, psikiyatri
kliniklerinde %10, kadın ve erkeklerde eşit sıklıkta görülür. Temel özellikleri;
alınganlık, yetersizlik duyguları ve olumsuz değerlendirilmeye aşırı duyarlılık
ile sosyal ketlenmedir. ÇKB genellikle yetişkinlik döneminde fark edilir.
Çocukluğunda duygusal ihmal ve akranları tarafından dışlanmaya maruz kalan
çocukların ÇKB olma riski daha fazladır. Bireyin aşağıdakilerden
en az dördü ile belirlenen bozukluğun, yaygın tanı örüntü ve semptomlarında;
•
Gerilim ve endişe gibi kalıcı ve yaygın duygularda
boğulma,
•
Kendisini toplumsal olarak beceriksiz, ilgi
çekici olmayan, yetersiz, başkalarından daha alt seviyede birisi olarak
değerlendirme, düşük benlik saygısı,
•
Eleştirme, reddedilme, onaylanmama, dışlanma kaygısı
ile kişisel girişimlerden ve mesleki faaliyetlerden kaçınma,
•
İnsanlarla kolay ilişkiye girememe, yetersizlik
duyguları yüzünden sosyal ortamlarda kendisini ortaya koyamama, aşırı anksiyete
ve çekingen davranışlar sergileme,
• Mahcup düşme veya alay konusu olma endişesiyle yakın ilişkilerde tutukluk gösterme veya yeni faaliyetlere katılmak istememe gibi davranışlar gözlemlenir.
Çekingen kişilik biçimi
ve bozukluğu arasındaki farklar;
|
Biçim |
Bozukluk |
|
Rutinleri yeğlerler, alışılmışın dışına
çıkmamayı tercih ederler. |
Sıradanın dışına çıkmayı
felaketleştirirler. |
|
Aileleri
dışında birkaç yakın arkadaşları vardır. |
Birinci
derce akrabalar dışında arkadaşları yok denecek kadar azdır. Kendilerine,
kendilerini korumaya yönelik getirdikleri kısıtlamalar vardır. Kendilerini
geri çekerler, sevileceklerine kesin inançları yoksa ilişkiye yanaşmazlar. |
|
Başkalarının kendileri hakkında ne
düşündükleri konusunda duyarlıdırlar. |
Başkalarının sıradan yorumlarını
aşağılayıcı olarak değerlendirebilirler. Değer verilmemeye ve aşağılanmaya ileri
derecede duyarlıdırlar. |
Tedavi;
•
Çekingen Kişilik Bozukluğu tedavisi, sosyal
beceri eğitimi, bilişsel terapi, sosyal becerileri uygulamak için grup terapisi
ile yavaş yavaş sosyal temasların artırılması yoluyla ve ilaç tedavisi gibi
çeşitli tekniklerle yapılır.
•
Genellikle psikoterapiden çok yararlanırlar.
Terapistlerinden aldıkları güçle yavaş yavaş dış dünyaya katılırlar.
•
Hem bireysel hem grup terapisi yararlı olabilir.
•
Davranış terapileri (bilişsel-davranış terapisi,
mantıksal-heyecan terapisi…), Psikodinamik Terapiler, Aile Terapileri yarar
sağlayabilir.
•
Çekingen kişilik bozukluğuna sahip hastalar,
psikiyatristlere güvensizlik duyduğu için psikiyatristlerin hastanın
isteklerini göz önüne alıp, değerlendirmesi, hastaya güven kazandırması önemli
bir faktördür.
•
Bu hastalar gerçek ilgi ve desteğe yanıt
verirler.
• Girişkenlik eğitimi bireylere yeni sosyal beceriler kazandırarak çok yararlı olabilir.
3.2) Bağımlı Kişilik
Bozukluğu: Bağımlı
kişilik bozukluğu Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından
ileri derecede bağımlı, uysal ve boyun eğen kişilik olarak kendini belli
eden kişilik bozukluğu olarak
tanımlanmıştır. Görülme sıklığı tüm kişilik bozuklukları içerisinde %2,5 dur.
Kadınlarda daha sık görülür. Ruh sağlığı kliniklerinde en sık karşılaşılan
kişilik bozukluğudur. Temel özelliği uysal ve yapışkan davranışa ve
ayrılma korkusuna yol açacak biçimde kendisine bakılma gereksinmesinin aşırı
olmasıdır. Genç erişkinlik döneminde başlayan ve değişik şartlar altında ortaya
çıkan, uysal bir yapıda olma, insanların kendisiyle ilgilenme ihtiyacını çok
fazla hissetme, ayrılma korkusuyla insanların üstüne fazlaca düşme ile
karakterize sürekli bir davranış örüntüsünün varlığı söz konusudur.
Etolojisinde ailesel ve çevresel faktörler sorumlu tutulmaktadır. Bireyde aşağıdakilerden
en az beşi ile belirlenen bozukluğun, yaygın tanı örüntü ve semptomlarında;
•
Başkalarından bol miktarda öğüt ve destek
alamazsa gündelik karar vermede güçlük çekme,
•
Kendilerini küçük görme, başarılarını
önemsizleştirme,
•
Hayatının çoğu önemli alanında sorumluluk almak
için başkalarına ihtiyaç duyma,
•
Başkalarına aşırı bağımlılık ve başkalarına
karşı itaatkâr davranış,
•
Kendi kendine bakma durumunda kalacağı korkuları
üzerinde gerçekçi olmayan bir biçimde kafa yorma,
•
Destek yitirme veya kabul görmeme korkusuyla
başkalarıyla aynı görüşü paylaşmadığını söylemede zorlanma,
•
Güven eksikliği sebebiyle kendi başına bir iş
yapmada zorluk çekme, kendisine güvenmek zorunda kalmaktan aşırı korkma,
•
Başkalarının bakım ve desteğini temin etmek
amacıyla hoş karşılanmayacak şeyleri dahi yapabilir olma,
•
Tek başına kaldığı zaman kendisini çaresiz
hissetme,
• Yakın bir ilişkisi sonlanınca, bakım ve destek kaynağı arayışıyla derhâl başka bir ilişki arayışına girme gibi davranışlar gözlemlenir.
Bağımlı kişilik biçimi ve
bozukluğu arasındaki farklar;
|
Biçim |
Bozukluk
|
|
Başkalarının görüşlerini önemserler. |
Hayatlarının önemli kararlar başkaları
tarafından verilir. Öğüt almadan hareket edemez olurlar. |
|
Anlaşamaya
istekli davranırlar. Ortama uyum sağlamaya çalışırlar. |
Başkalarının
görüşlerine katılmadıkları durumlarda dışlanacakları korkusuyla kendi
düşüncelerini açıklamaz ve onların düşüncelerine katılırlar. |
|
Eleştirilere karşı yapıcı ve düzeltici
önlemler alabilirler. |
Eleştirilmekten çok korkarlar.
Eleştirildiklerinde kolayca yıkılırlar. |
|
Sevdikleri
kişilerin mutluluğu için zahmete katlanırlar. |
Başkalarına
kendilerini sevdirmek uğruna hoş karşılanmayan şeylere dahi göğüs gererler, bu
doğrultuda kendilerini düşük düşürmeye razıdırlar. |
Tedavi:
•
Bağımlı
davranışların yaşa ve sosyo-kültürel grupların etkileri dikkate alınmalıdır.
•
Bireysel
psikoterapilere iyi yanıt verirler. Bağımsız işlevselliği geliştirmek için grup
terapisi ve bilişsel davranışçı terapiler kullanılabilir.
•
Tedavide
psikoterapi çok yararlı olabilir. Psikoterapi ile şimdiki davranış ve sonuçlara
odaklanılır.
•
Girişkenlik
eğitimi içeren davranış terapileri yararlı olabilir.
•
Olgularda
yaygın olarak bulunan anksiyete ve depresyon gibi belirtilerle baş etmek için
anksiyolotik ve antidepresan ilaçlardan faydalanılır.
3.3) Takıntılı-Zorlantılı (Obsesif-Kompulsif Kişilik
Bozukluğu): Diğer
adıyla saplantı-zorlantı bozukluğudur. Görülme sıklığı genel popülasyonlarda yaklaşık
%1, psikiyatri kliniklerinde ise %3-10’dur. Erkeklerde daha sık görülür. Temel özelliği; düzenlilik, mükemmeliyetçilik,
zihinsel ve kişiler arası ilişkilerde kontrollü olmak üzerine aşırı kafa
yormaktır. Genç erişkinlik döneminde başlayan ve değişik şartlar altında ortaya
çıkan esneklik, açıklık ve verimlilik pahasına düzenlilik, mükemmeliyetçilik,
kişiler arası ilişkileri kontrol etmede aşırı kafa yormanın olduğu sürekli bir
davranış örüntüsünün varlığı ile karakterizedir. Bu uğraşları dolayısıyla,
esnek ve açık olamadıkları için verimlilikleri önemli ölçüde
azalır. Hastalığa yol açan etkenin beyindeki sinir iletimine katkıda
bulunan serotonin maddesinin salınımının dengesizliğinden
kaynaklandığı düşünülmektedir. Obsesif-kompulsif bozuklukta kişi aslında
davranışının/davranışlarının anlamsız, gereksiz ya da saçma olduğunun
farkındadır ancak kendini bu davranışı sergilemekten alıkoyamaz. DSM-IV Tanı
Kriterlerine göre aşağıdaki sekiz belirtiden en az dördüne sahip kişiler
obsesif kompulsif kişilik bozukluğuna sahiptir;
•
Yapılan
etkinliğin başlıca amacını unutturacak derecede ayrıntılar, kurallar, listeler,
sıralama, organize etme ya da tasarlamayla uğraşır durur. Aşırı düzen,
titizlik, kusursuzculuk, kuralcılık ve bütün bunlarda aşırı bir tutum gözlenir.
•
İşin
bitirilmesini zorlaştıran bir eksiksiz yapma uğraşı içindedir.
•
Boş
zamanlarını değerlendirme etkinliklerinden ve arkadaşlıklarından yoksun kalacak
derecede kendisini iş ya da üretkenliğe adar (ekonomik gereksinmeleri ile
açıklanamaz).
•
Ahlak,
doğruluk ya da değerler gibi konularda vicdanının sesini aşırı dinler ve
esneklik göstermez (kültürel ya da dinsel özdeşimi ile açıklanamaz).
•
Özel
bir değeri olmasa bile eskimiş, yıpranmış ya da değersiz nesneleri elden
çıkartamaz.
•
Başkalarının
tam olarak kendisinin yaptığı gibi yapacağına inanmadıkça görev dağılımı ya da iş
birliği yapmak istemez.
•
Para
harcama konusunda hem kendisine hem de başkalarına karşı cimri davranır.
• Katı, sert ve inatçıdır.
Obsesif
kompulsif kişilik biçimi ve bozukluğu arasındaki farklar;
|
Biçim
|
Bozukluk
|
|
Üstlendikleri işi eksiksiz ve hatasız
bitirmeyi isterler. |
İşin tamamlanmasını engelleyecek
derecede mükemmeliyetçilik peşindedirler. |
|
Ayrıntıcıdırlar. |
Kılı
kırk yararlar. Detaylarda boğulmaktan amaçlarını unutur, büyük resmi
göremezler. |
|
Çok çalışırlar. |
Yaşama gerçek anlamda katılmazlar.
Sosyal hayatları ve ilgi alanları, çalışma hayatlarında yok olur. Zaman ve
enerjilerini sosyal hayatı dışlayarak işlerine harcarlar. |
|
Manevi
değeri olan veya gelecekte olabilecek nesneleri elden çıkarmak istemezler. |
Özel
bir değeri olmasa bile değersiz veya yıpranmış nesneleri elden çıkaramaz,
atamazlar. Nadiren hediye verirler. |
|
Önerilere katılmakta zorlanırlar. Lakin
yeni yöntemlere uyum sağlayabilirler. |
Kendi yöntem ve kurallarında
ısrarcılardır ve başkalarının da bunlara uymasını beklerler. Sorumluluklarını
paylaşmak, iş bölümü yapmak istemezler. |
Tedavi:
- • Obsesif kompulsif kişilik bozukluğu olanlar genellikle, diğer kişilik bozukluğu bulunan bireylerin aksine, sorunları olduğunu düşünürler.
- • Grup terapisi bireysel psikoterapiye oranla daha yararlı olabilir.
- • Terapide şimdiki duygulara ve durumlara odaklanılır.
- • Hastalar emosyonların izolasyonu şeklinde bir savunma mekanizmasına sahip oldukları için tedavi güçtür.
4) SINIFLANAMAYAN KİŞİLİK
BOZUKLUKLARI
4.1) Pasif- Agresif Kişilik
Bozukluğu: Pasif
agresif kişilik bozukluğu Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından engelleyen,
sürüncede bırakan, ağırdan alan, geciktiren kişilik olarak kendini belli
eden kişilik bozukluğu olarak tanımlanmıştır. Değişkenlik,
kararsızlık, somurtkanlık, kırılganlık belirgindir. Bu tip kişiler
kendilerinden başarı istendiğinde karşı koyar. Her zaman bir mazeretleri
vardır. Etolojisinde çocukluklarında aileleri tarafından ihmal edildiği,
ailelerinin kararsız davranışlarına maruz kalınması sorumlu tutulmaktadır. Bu
bozukluğa sahip bireyler;
•
Kızgınlık,
alınganlık, pişmanlık duyguları yaşarlar.
•
Sorunlarla,
kişilerle yüzleşmekten kaçarlar.
•
Sürekli
ertelerler.
•
Yükümlülüklerini
ve sorumluluklarını unuturlar.
•
Olumsuzlukları,
sorunları dışsallaştırma eğilimi gösterirler.
•
Kızgınlıklarını,
kırgınlıklarını dolaylı yollarla ifade etmeyi tercih ederler.
•
Her
an hayal kırıklığına uğrayabilecekleri kaygısı taşırlar.
•
Kendisini
çaresiz ve değersiz hissederler. Değerinin verilmediğini, haksızlığa
uğradığını, yanlış anlaşıldığını, şanssız olduklarını düşünürler.
•
Başkalarının
hatalarını bulup yüzlerine vururlar.
•
Her
şeyin en iyisini kendileri bilirler.
•
İşler
istediği gibi gitmediğinde öfke yaşarlar.
•
Muhalif
olurlar.
•
İş
birliği içine girmezler.
•
Surat
asarlar.
•
Otorite
figürü tarafından verilen işleri erteleme, unutma vb. şeklinde davranışlar
görülür.
•
Otoriteyi
sürekli eleştirme ve küçümsemeye çalışabilirler.
•
Saldırgan
ve öfkeli davranışlarda bulunurken bir taraftan da pişmanlık duyarlar.
•
Çoğunlukla
kendilerini bıkkın, bezgin ve yorgun hissederler.
•
Gelecek
ile ilgili kaygıları, sürekli olumsuz düşünceleri vardır.
Tedavi;
•
Hastalarda genelde destekleyici psikoterapi
endikasyonu vardır. Terapist bireyi davranışlarıyla ve davranışlarının
sonuçlarıyla sakin bir şekilde yüzleştirir. Amaç hastaya eylemlerinin çevrede
bazı reaksiyonlara neden olduğunu ve sonunda kendisine sorun yarattığını
göstermektir.
•
Kişinin duygu, düşünce, davranış ve alışkanlıklarını
değiştirmek için uzun soluklu psikoterapi
programı uygulanmalıdır. Terapide, kökleşmiş davranışlar, olaylara yaklaşım ve
bakış açıları, ilişki dinamikleri ele alınır.
•
Kişinin tedaviye gönüllü olarak gelmesi, çaba sarf
etmesi, sorunların sorumluluğunu üstlenmesi durumunda iyileşme süreci de
belirli ölçüde hızlanır ve iyileşir.
•
Pasif Agresif kişilik bozukluğunda EMDR terapisi
(Türkçe açılımıyla Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme),
farkındalık pratiği tedavisi ve Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT)
uygulanmaktadır. Pasif agresif kişilik bozukluğu genellikle psikoterapiye
olumlu yanıt verir. EMDR terapisi: Üç yönlü (geçmiş, şimdi, gelecek) olarak
uygulanan bu terapide amaç; geçmişte yaşanan olaylara karşı duyarsızlaştırma,
şu anki belirtilerin tedavisi ve gelecekte yaşanabilecek benzer olaylara karşı
yeni bir bakış açısı kazandırmaktır. BDT (Bilişsel Davranışçı Terapi): Bir
psikoterapi türüdür. Bireye fayda sağlamayan bilişsel bozulmalara (düşünceler,
inançlar ve tutumlar gibi) odaklanır ve bunları değiştirmeye çalışır. Terapist
ve terapi alan kişi sorunları belirleyip, anlamak ve çözümlemek için uğraşırlar.
Kişi ve terapist iş birliği içerisinde şimdiye, yani güncel sorunlar üzerine
odaklanırlar.
•
Günlük
tutma, farkındalık egzersizleri ve programlarına katılım, sosyal, fiziksel veya
düşünme egzersizleri, kişiye terapiden kazanımlarını hayata uygulayacak ödevler
verilmesi, empati kurmak
•
Psikoterapi tedavinin ana unsuru olmakla
birlikte bazı durumlarda ilaç tedavisi kullanılabilir. İlaç tedavisi
uygulamasına ve hangi ilaç türü kullanılacağına hastanın durumuna göre karar
verilir. Antidepresanlar: SSRI veya SSNRI grubu ilaçlar kullanılabilir,
bu ilaçlar vücutta seratonin düzeyini artırarak etki gösterirler. Antipsikotikler: SSRI
grubu ilaçlara oranla daha çok yan etkiye sahiptirler bu yüzden ilk tercih
ilaçlardan değillerdir. Anksiyolitikler: Kaygı azaltarak ve farkındalık
artırarak etki gösterirler.
4.2) Depresif kişilik Bozukluğu: İlk kez 1963’te tanımlanan depresif kişilik bozukluğu, DSM’de
yeni yer alan bir bozukluktur. Kronik mutsuzluk, yaşam boyu depresif spektrumdaki kişilik
özellikler, kendinden şüphe ve karamsarlık ile karakterizedir. Hüzün, kasvet,
ruminasyon, keyifsizlik, düşüncelilik belirgindir (Kay ve Tasman 2006).
Ergenlikten beri devam eden depresif düşünceler ve davranışlar örüntüsü
mevcuttur. Genç erişkinlik döneminde başlayan ve değişik koşullar altında
ortaya çıkan; depresif biliş ve davranışlarla karakterize bir kişilik
örüntüsüdür. Bu tanı örüntüsü ve semptomlar; aşağıdakilerden en az beşinin
olmasıyla kendini göstermektedir:
•
Mizaçları
genel olarak, üzüntülü, kederli, mutsuz, yorgun ve keyifsizdir.
•
Kendilik
kavramı yetersizlik, değersizlik inançlarına ve özgüven eksikliğine odaklıdır.
•
Kendine
yönelik olarak eleştirisel, suçlayıcı ve aşağılayıcıdırlar.
•
Düşünceli
ve endişelidirler.
•
Yalnızlığa
ve sessiz olamaya eğilimlidirler.
•
Kolayca
ağlayabilen yapıdadırlar.
•
Başkalarına
karşı olumsuz, yargılayıcı ve eleştiriseldirler.
•
Karamsardırlar.
•
Suçluluk
ve pişmanlık hisleri baskındır.
Tedavi;
•
Depresif
bozukluk genellikle tekrarlayan ataklarla seyreden bir hastalıktır, bu nedenle
tedavi ile atağın iyileştirilmesinin yanı sıra atakların tekrarlamasının da
önüne geçmek gerekir. Depresif bozukluk tedavisinde ilaç tedavileri ve
psikoterapiler uygulanmaktadır. Çok ciddi ve hemen sonuç alınması gereken
hallerde (ciddi intihar girişimi, doğum sonrası ciddi depresyon, psikotik
özellikli depresyon gibi) hastane şartlarında yapılacak elektrokonvüzif tedavi
(EKT; şok tedavisi) ye başvurulabilir. İlaçlar kesildikten sonra da iyilik
halinin sürmesi ve hastalığın tekrarlama riskinin azalması için antidepresan
ilaçların düzenli olarak en az 8-10 ay kullanılmaları gerekir. Çünkü ancak bu
sürenin sonunda ilaçlar gen düzeyinde etki gösterebilir. Tedavinin kalıcılığı
için bu gen düzeyinde etki gereklidir.
•
Depresif
bozukluk tedavisinde ve hastalığın tekrarlamasının önlenmesinde çeşitli
psikoterapi türlerinin (bilişsel-davranışçı psikoterapi, destekleyici
psikoterapi, psikodinamik psikoterapi) etkinliği gösterilmiştir. Tablonun
ağırlığına ve hastanın özelliklerine göre uygun psikoterapi türü seçilir.
Kişilik Bozukluklarında Tedavi
Kişilik bozukluğu
vakalarının tedavi için başvuru oranları yüksek değildir. Özellikle ciddi
sorunlara yol açan sınırda kişilik bozukluğu vakaları, çekingen kişilik
bozukluğu vakaları daha çok tedavi gereksinimi duyarlarken antisosyal kişilik
bozukluğu vakaları ancak bir suç işlediklerinde tedavi edilmek üzere yasal
yollardan gönderildiklerinde ya da alacakları cezaları hafifletebilmek amacıyla
başvururlar. Kişilik bozukluklarının tedavi süresi kişiye göre değişkenlik göstermektedir
ve hepsi tam olarak tedavi olmasalar bile olumlu sonuç alma oranı eskiden
düşünülene göre oldukça yüksektir.
Kişilik bozuklukları
bireysel ve toplumsal açıdan olumsuz sonuçlar oluşturarak hem bireyin hem de o
bireyin içinde olduğu toplumun sıkıntılar yaşamasına yol açabilmektedir. Bu
nedenle kişilik bozukluklarının tedavisi hem bireysel hem de toplumsal açıdan
önemlidir. Tedavi, kişilik bozukluğunun türüne bağlı olarak değişebilir,
ancak psikoterapi (danışmanlık) tedavinin ana unsurudur. Bazı durumlarda,
ortaya çıkabilecek aşırı atakları tedavi etmek için ilaç kullanılabilir.
Kullanılabilecek ilaçlar arasında antidepresanlar, anti-psikotikler,
anksiyolitikler, dengeleyici ve atakları önleyici ilaçlar bulunur.
Kişiye uygun olan tedavinin
sunulmasında en önemli adımlardan biri bu alanda uzman meslek uzmanları ile iş
birliği içerisinde olmaktır. Tedavi de psikoterapi ve ilaçlar duruma bağlı
olarak beraber ya da ayrı ayrı kullanılabilmektedir.
Psikoterapi, kişilik
bozukluğu tedavisinin önemli bir parçasıdır. Psikoterapi tedavisinde, hatalı
düşünce kalıplarının değerlendirilmesi, yeni düşünce ve davranış kalıplarının
öğrenilmesi amaçlanmaktadır. Terapi aynı zamanda başa çıkma ve kişiler
arasındaki ilişki becerilerini geliştirmeyi amaçlar. Tedavide yöntem, uzun
süreli bireysel terapi veya grup, çift ve aile terapileri olabilmektedir. Tedaviye
erken başlanması ve düzenli aralıklarla takibin sağlanması tedaviden alınan
verimi arttıracaktır. Hasta yakınlarının sabırlı, anlayışlı ve destekleyici
yaklaşımları yanında, sık hekim değiştirilmemesi gereklidir.
Psikanalitik ya da
psikodinamik psikoterapilerde uzun yıllardan beri etkin olarak kişilik
bozukluklarının tedavisinde kullanılmaktadır. Bunun yanında son yıllarda
bilişsel davranışçı psikoterapi, düşünsel diyalektik terapi ve şema terapinin
de yararlı olduğu görülmektedir. Terapilerde temel ortak hedefler, kişinin
kendi duygu ve davranışlarını tanıması, hangi durumlara nasıl tepkiler
verdiğinin farkına varması ve bunların ne kadar gerçekçi ve işlevsel olduğunu
değerlendirme kapasitesinin geliştirilmesidir. Terapilerin yanında bu
kişilerde ortaya çıkabilen duygusal dalgalanmalar, depresif dönemler ve kaygı
krizi dönemlerinde ilaç tedavisi gerekebilir. İlaç tedavileri kişilik
bozukluğunu tedavi etmeye yönelik değil, daha çok sıkıntı verici belirtileri
ortadan kaldırmaya yöneliktir.
Kişilik bozukluğu olan kişiler genellikle tedavi için başvurmazlar.
• A
Kümesi genellikle yoğun stres döneminde şiddetli İd anksiyetesi veya kısa
psikotik hecmelerle,
• B
Kümesi depresif sorunlar veya alkol madde dertleriyle,
• C
Kümesi de aile, iş ve arkadaş ilişkilerinde sorunlardan dolayı veya süperego
anksiyetesiyle müracaat ederler.
A Kümesi’nde geliş
şikâyetlerine göre yaklaşımın yanı sıra, düşük ilâ mutedil dozlarda D2
antagonistleri (2.5–10 mg olanzapin veya eşdeğeri) yanı sıra BDT, İPP ve
içgörülü hastalarda dinamik psikoterapi işe arayabilir. Geliş şikâyetlerine
göre yaklaşım yanı sıra duygudurum dengeleyicileri (karbamazepin,
okskarbazepin, valproat, lamotrijin vs.), bazı vakalarda düşük ila mutedil
dozlarda DA2 antagonistleri verilebilir. Tedaviye riayetleri ve bağlılıkları
bozuktur; çok sık yok olup tekrar ortaya çıkarlar. Alkol ve diğer madde
sorunları mutlaka dikkate alınmalıdır. BDT ve içgörülü hastalarda dinamik
psikoterapi işe arayabilir. İPP kontrendikedir.
C Kümesi’nde geliş
şikâyetlerine göre yaklaşım yanı sıra antidepresan-antianksiyete ajanlar
uygulanır. BDT, İPP ve içgörülü hastalarda dinamik psikoterapi işe arayabilir;
hipnorelaksasyon, meditatif yöntemler devreye konabilir.
Bilişsel davranışçı psikoterapi (BDT), düşünce ve inançların duygular ve davranışlar üzerindeki etkisini incelemektedir. Bilişsel terapi ve davranışsal terapinin bir bileşimi olan, 1960’lı yılların ortalarından itibaren ivme kazanan psikoterapi yaklaşımlarından biridir. Amaç, problemi devam ettiren düşünceleri kişinin bulmasına yardımcı olmak, bu düşünceleri değiştirmeye yönelik beceriler kazandırmak ve davranışlarda değişim yaratmaktır. Kişinin şimdiki problemlerine odaklanarak kişiye yaşam boyu kullanabileceği beceriler öğretmeyi hedeflemektedir. Terapist ile danışan arasındaki terapötik ilişki her iki tarafın da işbirliği ile sağlanmaktadır. Depresyon, kaygı bozuklukları, bipolar bozukluk, yeme bozuklukları, travma sonrası stres bozukluğu, şizofreni, alkol ve madde kullanımı, cinsel işlev bozuklukları gibi birçok ruh sağlığı sorununda farklı yaş gruplarından bireylere etkin bir tedavi sunmaktadır.
Şema Terapi, çocukluk
ve ergenlik döneminde belirgin kökenleri bulunan psikolojik bozuklukların fark
edilmesine ve tedavi edilmesinde yönelik kuramsal ve uygulamaya yönelik bir
model olarak geliştirilen bir psikoterapi yöntemidir. Şemalar, çocukluktan
başlayan ve yaşam boyunca sürekli tekrar eden düşünce, duygu ve davranış
kalıplarıdır. Şemalar, çocukluk yaşantıları ile oluştuğundan ve yaşam boyu
gelişerek ilerlediğinden, kemikleşen kalıp yapılara sahiptirler. Bu kalıp
yapılar, çevreden gelen her bilgiyi anlamada ve edinilen deneyimlerde kişinin
düşünce ve duygularını; çevresindekiler ile olan ilişkisini etkiler. Bu nedenle
ortaya çıkan davranışlar, geliştirilen şemaya bağlı olarak değişiklik gösterir.
Bu yapıların nerede ve nasıl şekillendiğini anlamak ve fark etmek, değişimi
yakalamak için en önemli adımlardan biridir. Young ve arkadaşları tarafından
geliştirilen Şema Modeli, Bilişsel-Davranışçı Terapi tekniklerini de
birleştirerek, şema kalıplarında değişim yaratabilmeyi odak alır. Şema modeline
göre, çocukluk yaşantılarından itibaren gelişmeye başlayan şemalar, zamanla
işlevsel olmayan düşünce ve davranış kalıplarına dönüşürler. Çocukluk çağında
olaylar ve durumlarla baş etmeye yardımcı olan bu şemaların, erişkin yaşlarda
kişinin işlevini bozucu olduğu ve bazı kronik durumlarla ilişkilendirebileceği
görülmüştür. Bu noktada Şema Terapi, çocukluk ve ergenlik döneminde belirgin
kökenleri bulunan psikolojik bozuklukların fark edilmesine ve tedavi
edilmesinde yönelik kuramsal ve uygulamaya yönelik bir model olarak
geliştirilen bir psikoterapi yöntemidir.
Psikanalitik psikoterapi, bir anlamlandırma ve yorumlama çalışmasıdır. Geçmiş
yaşantılar temelinde semptom olarak ortaya çıkan bilinçdışı çatışmalara içgörü
kazandırarak bir anlamlandırma çalışması başlatılır. Bu anlamlandırma çalışması
analitik psikoterapinin çalışma malzemesi olan serbest çağrışım tekniği ile
yürütülmektedir. Serbest çağrışım ise hastanın seans içerisinde tüm zihninden
geçenleri herhangi bir sınırlama, sansürleme ya da gizleme olmadan
anlatmasıdır.
Psikoterapi esnasında analist yoğunlaşmış bir dikkat ile
dinleme halinde bulunur, gerekli gördüğü yerlerde devreye girer, az konuşur ve
çoğunlukla sessiz kalır. Ayrıca analistin empatik ve nötral bir duruş
içerisinde bulunması gerekir. Aslında burada psikoterapinin niteliğini
belirleyen şey de analist ve analize giren kişinin kuracağı terapötik işbirliği
olacaktır.
Psikanaliz haftalık belirlenen günler içerisinde uygulanan
genellikle kişinin divanda uzanır durumda kabul edildiği bir psikoterapi
yöntemidir.
Dinamik psikoterapide ise klasik psikanalizle aynı ilke ve teknikler
kullanılır fakat psikanalizden farklı olarak haftalık görüşme sayısı
değişebilmekte ve psikoterapist çok daha aktif bir yaklaşım
sergileyebilmektedir. Ayrıca psikanalizden farklı olarak karşılıklı koltuklarda
oturulmaktadır.
Aile terapisi, aile üyeleri arasında yaşanabilecek problemleri birey ile değil,
ailenin tümünü değerlendirerek, problemlere bir sistem içinde çözüm getirmeyi
amaçlar. Bu sistem çerçevesinde, aile bireylerinin bakış açısına, aile
üyelerinin birbirleriyle olan iletişimlerine ve problemler karşısında üyelerin
ne yaşadığına da kulak verilir. Aile terapistleri, bazen tüm aile bireyleri,
bazen aile üyelerinden bir kısmı ile çalışabildiği gibi, bazen de yalnızca bir
kişi ile de süreci götürebilirler. Aile terapisinin amaçları arasında; aile
üyeleri arasındaki iletişimi kuvvetlendirmek, ailede süregelen sağlıksız ilişki
döngülerini kırmak, ailenin kaynaklarını fark ederek güçlenmesini sağlamak,
ailedeki çatışmalı durumları belirleyerek sorun çözme becerilerini arttırmak
olduğu söylenebilir.
Çift terapisinde; evli olan ya da olmayan çiftlerin, ilişkilerinde başa çıkmakta
zorlandıkları problemler ve ilişkilerini güçlendirmek istedikleri konular
üzerinde çalışılır. Çift terapisinde, çift terapistinin eşliğinde, çiftlerin
birbirlerini doğru anlaması ve iletişim yollarını güçlendirmesi odak alınarak,
çiftler için sağlıklı bir iletişim alanı açmak hedeflenir. Bu terapi modelinde;
çiftlerin problem yaşadıkları konulara çözüm üretebilmesi, çiftler arasındaki
iletişimin güçlendirilmesi, çiftlerin ilişkinin sürecine ya da devamına dair
sağlıklı kararları birlikte alabilmesi hedeflenir. Çift terapisinde çalışılan
konular içerisinde, çiftler arasındaki iletişimsizlik, ilişkideki çatışmalar ve
güvensizlik konuları bulunmaktadır. Bunların yanı sıra; aldatmanın ilişkiye
etkisi, aldatma sonrası ilişkiyi onarım süreci, boşanma kararının alınması,
boşanma sürecinde iş birliği kurmak, evlilik öncesinde destek alma ve ilişkiyi
yeniden canlandırma başlıkları da çalışılan konular arasındadır.
Kaynakça
2021-2022 dönemi, lisans dersi bitirme tezim.
Yorumlar
Yorum Gönder