..
Studios Manastırı ve Ayios Ioannis Prodromos Kilisesi (İmrahor İlyas Bey Camii): Vaftizci Yahya’ya ithaf edilen kilise, 454-463 yılları arasında inşa edilmiştir. Günümüze ulaşan en eski Bizans dönemi dini yapısıdır. Yedikule’de yer alır. Manastırdan günümüze sadece kilise gelebilmiştir. Yapı, erken dönem bazilikal plan tipindedir. Başkentteki bazilika tipinin temsilcisi olması nedeniyle mimari açıdan önemlidir. II. Bayezid döneminde İmrahor İlyas Bey tarafından camiye çevrilen yapı, 1782 yangını ve 1894 depremine zarar görüp onarım geçirmiştir. Yapıdaki mermer işçiliği, sütun başlıkları 5. Yüzyıl taş işçiliğinin önemli örneklerindendir.
Sergius ve Bacchus Kilisesi (Kadırga Küçük Ayasofya Camii): 527-536 yılları arasında İmparator I. Justinianus ve karısı Theodora tarafından inşa edilmiş bu yapı Bizans kilise mimarisinde merkezi planlı olarak adlandırılan plan tipinin İstanbul’daki erken örneklerinden biridir. Kilise, Sultan II. Bayezid zamanında, Darüssade Ağası Hüseyin Ağa tarafından camiye çevrilmiştir. Yapı Erken Hıristiyan döneminin merkezi planlı, çevre dehlizli, galerili yapılarının en güzel örneklerinden biri olarak kabul edilmektedir. Yapı çok sayıda onarım geçirmekle birlikte pek çok özelliğini kaybetmeden günümüze ulaşabilmiştir. Kilise, günümüze özgün hali ile gelmesi açısından önemlidir.
Ayasofya
Kilisesi: Eski
ismiyle Azize Sofya Kilisesi, İmparator I. Justinianus tarafından, 532-537
yılları arasında inşa ettirilmiş bazilika planlı bir patrik katedrali olup
İstanbul'un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmed tarafından camiye
dönüştürülmüştür. Aynı yere üçüncü kez inşa edilen bir kilise olduğundan
“Üçüncü Ayasofya” olarak da bilinir. Dünyanın en eski ve en hızlı (5 yılda)
inşa edilmiş katedralidir. Ayasofya, İstanbul’a gelen yabancılar üzerinde
öylesine büyüleyici, derin bir etki bırakmıştır ki Bizans döneminde yaşayanlar,
Ayasofya’yı "Dünya'da tek" ("singulariter in mundo") olarak
nitelemişlerdir. Yapı mimari bakımdan bazilika planı ile merkezi planı
birleştiren, kubbeli bazilika tipinde bir yapı olup, kubbe geçişi ve taşıyıcı
sistem özellikleriyle mimarlık tarihinin önemli bir dönüm noktası olarak ele
alınır. Yapının başka bir özelliğide, yapımında kullanılan bazı sütun, kapı ve
taşların binadan daha eski yapı ve tapınaklardan getirilmiş olmasıdır.
Konstantinos Lips Manastırı (Molla Fenari İsa Camii): Fenari İsa Camii, farklı tarihlerde inşa edilen birbirine bitişik üç yapıdan oluşur. Daha erken tarihli olan 10.yüzyıla ait kuzeydeki kilise, tipik bir kapalı Yunan haç plan şeması gösterir. 13. yüzyıl sonlarında inşa edilen güneydeki kilise ise dehlizli plan tipindedir. II. Bayezid döneminde yapının Güney Kilise olarak adlandırılan bölümü, Molla Fenari'nin yeğeni Rumeli Yusuf Efendi tarafından mescite çevrildi. Günümüzdeki yapı, 6. yüzyıldan kalma başka bir kilisenin kalıntıları üzerine yapılmış olup, yapımında eski bir Roman mezarlığının mezar taşları kullanılmıştır.
Molla Gürani Vefa Kilise Camii: 1050-1150 tarihleri arasında inşa edildiği ileri sürülmektedir. Fetihten sonra Molla Gürani tarafından camiye çevrilmiştir. 11.-12.yüzyıllara ait olan esas kilise, Doğu Ortodoks kilisesi formunda olup, tipik dört sütunlu kapalı haç planlı yapılardandır. Dış narteksin kubbelerinin içinde halen mozaikler seçilebilmektedir. Bunlardan ortadaki kubbede madalyon içinde Meryem, kubbe dilimlerinde ise Tevrat peygamberleri tasvir edilmiştir. Mozaikler son zamanlarda tahrip edilmiştir.
Myraleion Manastır Kilisesi (Bodrum Camii): Orta dönemin erken tarihli kiliselerinden biridir. 920-922 yıllarında, imparator Romanos tarafından sarayına bitişik olarak, ailesinin mezar binası olarak yaptırılmıştır. Romanos daha sonra sarayını kilise dâhil olmak üzere manastıra dönüştürmüştür. Yapı, II. Bayezid devrinde Mesih Ali Paşa tarafından camiye çevrilmiştir. 1911 yılı yangınına kadar da cami olarak kullanılmaya devam etmiş, 1986’da da kapsamlı bir restorasyon geçirmiştir. Kilisenin günümüzde “Bodrum Camii” olarak anılmasının sebebi ise altında büyük bir su sarnıcının bulunmasıdır. Bodrum Camii, dört destekli kapalı Yunan haç planındadır. Dış mimari bakımından hareketli bir estetiğe sahiptir.
Meryem
Ana Pantepoptes Manastır Kilisesi (Eski İmaret Camii): İmparator I. Aleksios Komnenos’un
annesi tarafından 11.yüzyıl sonlarında inşa ettirilmiştir. Pantepoptes, “Her şeyi
gören İsa” anlamına gelir. Fetihten hemen sonra camiye çevrilmemiş, Fatih
Külliyesi yapılana kadar medreseye dönüştürülmüş, kilise ise medresenin mescidi
görevini görmüştür. Dış cephelerini hareketlendiren kör nişler ve tuğla
süslemeleriyle yapı, son Bizans mimarlığında gelişen süslü cephe
düzenlemelerinin başlangıcı konumundadır.
Pantokrator
Manastır Kilisesi (Zeyrek Camii): İmparator
Ioannes Komnenos ve karısı Eirene tarafından yaptırılmıştır. Ayasofya'dan sonra
İstanbul'da ayakta kalan en büyük kilisedir. Kilise üç ayrı şapelin bir araya
gelmesiyle oluşur. Güneydeki ilk yapı 1118 yılında imparatoriçe Eirene
tarafından kapalı Yunan haç planlı bir kilise olarak yaptırılarak Pantokrator
İsa’ya sunulmuştur. Karısının ölümünün ardından imparator yapının kuzeyine aynı
plan tipinde daha küçük bir kilise inşa ettirerek Theotokos Elaiusa’ya
(Şefkatli Meryem) ithaf etmiştir. Daha sonra da iki kilise arasındaki boşluğa
Başmelek Mikhael’e ithaf edilen bir mezar şapeli yaptırmıştır. Şapelin Komnenos
ailesinin gömü yeri olarak tasarlandığı bilinmektedir. Kentin fethinden sonra
Molla Zeyrek tarafından camiye çevrilmiştir. Sütunların yerini Osmanlı dönemine
ait barok profilli, taş örme payeler almıştır.
Theotokos
Pammakaristos Manastırı (Fethiye Camii): 13.yüzyıl sonlarında Michael Glabas Tarkhaneiotes
tarafından yaptırılmıştır. 1454 yılında patrikhane olarak kullanılmış, 1601
yılında camiye dönüştürülmüştür. Kilisenin apsis kısmı, camiye dönüştürülürken tamamen
yıkılarak değiştirilmiştir. Cumhuriyet döneminde müzeye dönüştürülmüş, 1960’lı
yıllarda yeniden camii olarak ibadete açılmıştır.
Aya
İrini Kilisesi: İstanbul’da
bulunan, camiye çevrilmemiş en büyük Bizans kilisesidir. Konstantinopolis’in
ilk katedrali, piskoposluk kilisesidir. Türkiye’deki ilk müze çalışmaları Aya
İrini’de başlamıştır. Yapı kubbeli bazilika planlıdır. Ayasofya’nın hemen
kuzeyinde, aynı piskoposluk kompleksi içinde yer alır. İrini, 532 yılındaki
Nika isyanında Ayasofya ile yanmış, Justinianus döneminde (527-565) kubbeli
bazilika olarak yeniden yapılmıştır. 740 depreminde hasar görünce, V.
Konstantinos döneminde (741- 775) kısmen yeniden yapılmıştır. Plan aynı kalmış,
alt kat esas bölümleriyle korunmuştur. İstanbul’un fethinden sonra Topkapı
Sarayı’nı çevreleyen Sur-ı Sultaninin içinde kalmış, yapı camiye çevrilmemiş,
cephanelik olarak kullanılmıştır. 1800’de müze haline getirilmiştir.
Chora Kilisesi (Kariye Camii): İstanbul’un Fethi’nden sonra elli sekiz yıl daha kilise olarak işlevini sürdüren mozaikleri ile ünlü Chora Kilisesi, 1511’ de camii olarak kullanılmaya başlanmıştır. Kilise, kiborion plan tipindedir. Kilisenin iki narteksi vardır. Her iki narteksin de üst duvarları tamamen mozaik kaplıdır: İç nartekste Meryem'in yaşamından sahneler, dış nartekste İsa'nın yaşamından sahneler anlatılmıştır.
Bazilika
Sarnıcı (Yerebatan Sarnıcı):
İmparator I. Justinianus tarafından (527-565) döneminde bölgenin su
ihtiyacının karşılanması amacıyla yaptırılmıştır. Suyun içinden yükselen pek çok
mermer sütun nedeniyle halk arasında Yerebatan Sarnıcı olarak
isimlendirilmiştir. Sarnıcın bulunduğu yerde daha önce bazilika bulunduğundan
dolayı yapı Bazilika Sarnıcı olarak da bilinmektedir.
Valens’in Su Kemerleri (Bozdoğan Kemeri): İnşası İmparator Hadrianus döneminde başlayıp İmparator Valens tarafından 4. Yüzyılın sonlarında tamamlanmıştır. Dümdüz bir yol şeklinde uzanan kemerlerde düzenli bir duvarcılığa sahip olmayan yapıda kesme taşlar ve tuğlalar kullanılmıştır. İlk katında düzgün dörtgen taş blokların kullanıldığı yapının üst katları dörtgen-yedigen taşların çimento ve demir mengeneler vasıtasıyla birbirlerine kenetlenmesi ile oluşturulmuştur.
Yılanlı
(Burmalı)Sütun: MÖ
479 yılında yaşanan yunanlıların galibiyeti ile sonuçlanan Plataia Savaşı
sonrası, Kent Devletleri galibiyetlerinin simgesi olarak Yılanlı Sütun’un da
bir parçası olduğu üçayağı, Delphoi’daki Apollon Tapınağı’na sunmuşlardır. Üçayağı
oluşturan parçalardan günümüze yalnızca 29 boğumu ile Yılanlı Sütun ulaşmıştır.
İstanbul’un Klasik döneminden günümüze kadar ulaşmış en eski büyük boyutlu anıttır.
Sütun’un sanatçısı ve yapım yeri bilinmemektedir. Sütun’un MS 4. yüzyılda, Roma
İmparatorluğu’nun yeni başkenti olan Konstantinopolis’e, Büyük Konstantin
tarafından getirildiği düşünülür.
Dikilitaş:
Mısır firavunu
III. Tutmosis tarafından MÖ 15. Yüzyılda yaptırılmış, MS 357 yılında Roma imparatoru II.
Constantius İskenderiye’ye getirtmiştir. Daha sonra, MS 390 yılında imparator
I. Theodosius dikilitaşı gemi ile İstanbul'a getirterek Hipodromda şimdiki
yerine diktirmiştir.
Gotlar
Sütunu: Sarayburnu’nda
Topkapı Sarayı dış bahçesinde, Gülhane Parkında bulunan ve Roma devrinden
günümüze hiç değişikliğe uğramadan gelen en eski abidedir. Mavi mermerden yapılmış anıt, üç
basamak üzerine oturan bir kaide, yekpare bir gövde ve başlıktan oluşmaktadır.
Sütunun, kaide üzerindeki yazıtta geçen “Got” kelimesinden dolayı İmparator
Claudius Gothius’a (268- 270) ait olduğu düşünülmektedir. Fakat I.
Konstantin'in, 331-332 tarihlerinde Got kabilelerine karşı kazandığı
galibiyetleri zikretmesi de muhtemeldir.
Constantinus
Sütunu (Çemberlitaş): 330
yıllarında İmparator I. Constantinus, sütunu Roma'daki Apollon tapınağından
söktürterek, günümüzdeki yerine diktirdiği, her biri 3 ton ağırlığında ve 3
metre çapında olan bileziklerle birbirine bağlanmış toplam 8 adet sütun ve
kendi heykelinin üst üste konulmasıyla oluşturulmuş anıtsal bir sütundur. Sütun, 1081 yılında yıldırım
isabet etmesi nedeniyle hasarlanmış, üzerindeki heykel devrilmiştir. Bundan
sonra I. Aleksios sütunu onartmış ve üzerine kaidesi olan bir başlık ile büyük
bir haç koydurtmuştur. İstanbul'un fethinden sonra üzerindeki haç indirilmiş, I.
Selim döneminde yenilenmiştir. 1648’deki deprem ve 1652, 1660 yangınlarından
zarar gören anıt 1701 yılında II. Mustafa (1695-1703) tarafından sütun
kaidesinin etrafı taş örgülü bir kılıf ile 10,9 metre yüksekliğine kadar
korumaya alınmıştır.
Arcadius
Sütunu (Avrat Taşı): İmparator
Arcadius tarafından Gotlar ve Vizigotlar’a karşı kazanılan zafer onuruna
dikilmiş, üstü kabartmalarla bezeli zafer sütunudur. Bizanslı tarih yazarı
Teophanes’e göre 404 yılında yapılmış, sütunun üzerindeki Arcadius heykeli oğlu
II. Theodosius tarafından 421 yılında konulmuş, 10 Temmuz 421 yılında da
törenle kutlanmıştır. Sütun gövdesinde seferin ve kazanılan zaferin detaylı
öyküsü işlenmiştir.
Markianos
Sütunu (Kıztaşı): Kaidesinde
Nike heykelinin bulunuşundan ötürü halk arasında Kıztaşı olarak bilinmektedir. 450-452
yılları arasında İmparator Marcianus onuruna dikilmiştir. Üç basamaktan oluşan
bir blok üzerinde mermer bir kaidenin üzerindeki sütun, tek parça granit
bloktan ve korint başlıktan oluşmaktadır.
Milion
Taşı: İmparator I.
Konstantin tarafından 4. yüzyılda yerleştirildiği düşünülür. Bizans
İmparatorluğu'nda Konstantinopolis şehrine ulaşan tüm Antik Roma yollarının
başlangıç noktası ve dünya üzerindeki diğer şehirlerin bu şehre olan
uzaklığının hesaplanmasında kullanılan sıfır noktasıdır.
Yorumlar
Yorum Gönder