herhangi bir heveslenişim artık yok dahi desem, yaşamayı sevmeye yalnızca ara sıra mola verdiğimi de inkar etmiyorum. yol küçük ve alabildiğine dar, sonu hiç göremiyor olsak da yanımızda, sevenler ise neşe ile birbirlerinin yüzüne bakadursun en hızlı onlar ilerliyor. elimde neden yapıldığı belli olmasa da el işi olduğu kesin olan, boş bir saksı kabı ile evi dolaşıp diğer çiçeklerin kirli yaprak, kök ve topraklarını topluyorum. annem birkaçını çürütmüş, fazla sulamaktan yani, tıpkı elimdeki gibi. ne diye diyordum, göğsümün orta yerinde, böylesine bir his ile, sürekli ama sürekli.. bir şeyleri özler olma hissi ile var oldum? belki de bendeki bu özlem hiç olmayan bir şeye dairdir? sulu sepken başlıyor, sırılsıklam oluyor caddeler, İstanbul küçük bir çocuk misali kaçıyor köşesine, iç çeke çeke ağlıyor. gözbebekleri öksüz çığlıklarla susturulmuş insanların dilinden konuşan bulutların feryatları duyulanlar, buz tutmuş yollarıyla bir düşüp bir kalkıyor İstanbul, canı ya...
öylesine karıştırılan bir günlük, aylık, yıllık..